31 Ağustos 2016 Çarşamba

Hayat Güzeldir...

life is good clipart ile ilgili görsel sonucu

Hayat güzel ya...

Böyle size de olur mu bilmem ama böyle anlık bir sevinç gelir insana.Böyle bi tövbe estağfurullah bi hal geliyor...:)))İçinde bulunduğum duruma şükürler olsun...

Bazen oturup düşünür insan başına gelenleri.Neler olduğunu hayatında.Nasıl zorluklarla karşılaştığını düşünür.Zanneder ki bunların hiçbir çaresi yok ya da bir tek onu buluyor bu tür zorluklar.Benim de düşündüğüm olmadı mı?

Sordum defalarca kendime?Ben ne hata yaptım da bunlar beni buldu?diye.Ya da her kötü şey yaşandığında "Ben bunu da mı görecektim?" diye.Ama soru yanlış...Soru "Bunun arkasında acaba hangi güzellik var?"Çünkü gerçekten Allah her derdin arkasından bir güzellik te veriyor.

Bilmiyorum valla neden bu histeyim,nasıl oluyor ama kendimi iyi hissediyorum.Evde oturup oğlumla oyun oynayınca mutlu oluyorum.Onu kucağıma alıp sarılıp öpünce mutlu oluyorum.Yemek yaparken mutlu oluyorum.Arkadaşlarımla dışarı çıkıp güzel muhabbet edebildiğimde ya da dışarıda arkadaşlarla bir iki çay,kahve içebildiğimde mutlu oluyorum.Gece yatağıma rahat yatabildiğimde,gün içerisinde yaptığım şeyleri düşününce mutlu oluyorum.

Ne mal-mülk ne para ne maddi bir şey.Bunlardan hiçbiri mutlu edemez.Ama düşünüyorum,daha ne olsun ki hayatımda?Oğlum benimle ve sağlıklı.Ailem yanımda,ailem ve dostlarım bana destek.Hem de iyi günümde değil kötü günümde.Bana koşulsuz şartsız güvenen insanlar var etrafımda."Sen ne yaparsan yap biz arkandayız "diyen dostlar var.Bunu ailenden başkası söylemez dediğinde bir anda çıkan dostlar...

Evet zengin değilim,evet bir evim ya da arabam yok.Ya da bankada bir sürü param...Ama çok şükür borcum da yok.Kimseye bir özür borcum da yok.Kiramı ödeyebildiğim her ev benimdir.yeter ki huzur olsun.

Nice evler biliyorum...Şato gibiler...Havuzu,bahçesi,golf sahası,basket sahası,sinema odası,sayamadığım kadar çok odası ve banyosu,benim evimin toplam metre karesi kadar olan mutfaklar ve o mutfaklarda çalışan yardımcılar...Ne şaşalı bir hayat.Ama içi boş.Ne kadın adamla ne de çocuklar anne-babayla iletişim içindeler.Ne anladım öyle hayattan?

Ben oğlumla dışarı çıkıp yürüyüp bir simit yiyip keyif yapamıyorsam,arkadaşlarımla oturup sohbet edemiyor ya da ailemle yemek yiyemiyorsam ne yapayım öyle hayatı?

Bugün de o mutlu hissettiğim günlerden biri?ne oldu özel olarak?Hiçbir şey!İşten çıktım ve özel derse gittim.Daha sonra eve geldim.Bu arada öğrencilerimle sohbet ettim,arkadaşlarımla konuştum.İki espri yaptık,şakalaştık...BU...Eve geldim,oğlum yatmak üzereydi.Beni gördüğündeki sevinç ve heyecanı görünce mutlu oldum.yattı başını okşadım."hadi annecim,yatıyoruz bebeğim."dedim.Bana bakışı,arkasını dönüp yatışı beni mutlu etti.

Nice çocuklar var yatağı olmayan,nice çocuklar var anneleri olmayan,nice insanlar var kirasını ödeyebilecek evleri yok,ya da etraflarında destek olacak insanları yok,giyecek giysileri yok,ya da o yok bu yok...

İnsanlar hep daha fazlasını elde etmek için yaşıyor?Neden?Yetmiyor mu eldekiler?Yaşamanı sağlamıyor mu?Neden daha fazlası?İnsan para kazanacağım,mal-mülk edinceğim diye kendini paralıyor.Hayatı kaçırıyor,sosyal yaşamını yok edşyor.Çocuklarını birbir zamanla kaybediyor.Ve sonra keşkelerle boğuşuyor.Neden?Çocuklarına ev,araba,arsa bırakabilmek için mi?Bize kaldı mı ailemizden?Bana kalmadı açıkçası.Eee sürünüyor muyum?Hayır.Gayet de güzel hayatımı idame ettiriyorum.Çok şükür elim ayağım da yerinde.İşim gücüm de var.Akıl sağlığım da yerinde.Tamam kabul,biraz su kaçırıyor olabilir çatlaktan hafif...:)))

Ama hayat güzel ya...Her gün aldığımız nefese şükürler olsun.Her gün yaşadığımız hayata,bize verilen emanetlerin sağlıklı olduğuna şükürler olsun,yalnız olmadığımız için şükürler olsun...

Daha ne istenebilir ki hayattan?
Ben bilemedim?
Ya siz?

RESİM ALINTIDIR.

Ben Daha İyisine Layık Değil Miyim?

tv serie clipart ile ilgili görsel sonucu

Etrafımda kim varsa boşanıyor yahu...
Neden mi?Bir sürü nedeni var.Ama birini dinlerken biri de bana telefon açıp "Zeynep biz boşanıyoruz..." diyor.Yeteeeerrr artık boşanma duymak istemiyorum.Bir kişi de gelip bana desin ki " ayy maaşallah ne güzel bir ilişkisi var şu çiftin."Ya da "Biz ikinci balayımızı yaşıyoruz." Ama yookkk...

Bunun nedenini sabaha kadar hatta günlerce gecelerce tartışabiliriz.Bence bu biraz eskiye dayanıyor.Artık kadının da çalışması,erkeğe muhtaç olmaması,hatta okuması...Okuyunca çocuklarını da eğitmesi ve eve erkek para getirmediğinde de sorun olmayıp onun zaten kazanıyor olması.Bu eskiden böyleydi,şimdi değil diyemeyeceğim.Bunu ben de yaşadığım için biliyorum.Bu 50ler,60lar değil yani...Günümüzde de böyle.

Ve izlediğimiz dizi ve filmler.Hiç farkettiniz mi?Hangi dizi de çirkin kadın veya çirkin erkek var?Ya da olsa da başrolde mi?İyi karakter mi?Ya da hangi dizide fakir bir karakter var?O fakir karakter hiç kazanır mı?Hiç haklı bir rolde olur mu?Ben hiç görmedim.

Zaten televizyonu açınca ya evlilik programları ya da saçma sapan yarışmalar.Hadi yemek programlarıyla birşeyler öğreniliyor diyelim.Ama gerisi boş...Diziler 1500kere yayınlanıyor.Zaten prime-time süresinde yayınlanan diziler en az 3 saat sürüyor.Bir de gece veya gündüz tekrarını veriyorlar ki iyice beynimize kazınsın.Sübliminal mesajlarla bizler daha sonra birbirimizi yiyelim.

Bizler Türk ailesiyiz ya.Bildiğin evlendikten sonra akşamları çay demlenir,çekirdek çitlenir.Ya da anne meyve soyar ev ahalisine yedirir.Öyle kimse bana akşam evde yemekte biftek yedik daha sonra eşimle şömine karşısında Tchaikovsky dinleyip şaraplarımızı yudumlarız demesin.En baba günde bile yemek menüsünde kuru pilav yerine kızartma,dolma filan olur.Akşamına çay değil karşılıklı kahve içilir.Hadi içki içeceksen de bizim Türk milleti ya rakı ya bira içer.Budur yani...

Ama bize empoze edilmek istenen farklı.Adam bir bakıyor,dizideki hatun ev hanımı.Ama giyim o biçin,saçlar başlar yapılı,sabah kalkınca kendi karısındaki gibi gözünde çapak yok ya da ağzı kokmadan kocasını öpüyor.Saçı başı tertemiz.Bakayımm..Vallaha makyajlı da...Sabah kalkıp günlük kıyafetlerini giyiyor.Kendi karısı gibi eşofmanlarla kalkıp onlara kahvaltı hazırlamıyor.Kahvaltı hazırladıktan sonra herkesi öperek uyandırıyor.Ya da kadın hiç kalkmıyor,evdeki hizmetliler hazırlıyor kahvaltıyı.E hizmetliler de güzel tabii...Kadın hamile kalıyor,gram kilo almıyor yahu.Sadece göbeği şişiyor.Kadın doğuma giriyor bir çıkıyor,sanki alış veriş yapmış ta çıkmış edası var hatunda.Makyajlı,saçlar süper...Hoopp eski kilosuna geri dönmüş.Kendi karısındaki gibi çatlakları yok.Bunu da nereden görüyoruz?Kadın doğum yaptığı hafta evinin önünde bulunan havuza bikinisini giyip giriyor.E adam bir de dönüp kendi karısına bakıyor...Hatun hiç makyaj yapmıyor,40 yılda bir.E 2 çocuk var.Hiçbir doğumdan bu kadar bakımlı çıkmadı.Hep eşofman giyiyor.kiloları hala duruyor.E çatlak,selülit almış başını gidiyor.E ben insan değil miyim?Ben daha iyisini haketmiyor muyum diye düşünüyor...

Ya kadın?Görüyor kaslı erkekleri...Bakıyor hepsi çok yakışıklı.Hepsi Kenan İmirzalıoğlu ya da Kıvanç Tatlıtuğ gibi...Uzun boylu,kaşlar,gözler süper...Kıza nasıl aşık.Her dediğini yapıyor.İşten gelirken eve hep bir hediyeyle geliyor.Bir gün çiçekle bir gün çikolatayla.Hatta çiçeklerin cinsi sürekli değişiyor.Bir de işten her geldiğinde onu karşılayan karısını öpüyor.Arada eşine yemek pişiriyor.Öyle kendi kocası gibi işten yorgun argın gelip perişan bir şekilde çantasını kenara atıp,"Bugün yemekte ne var?" diye sormuyor.Yemekten sonra kadına " Ne yapmak istersin hayatım?Film izleyelim mi?" diye soruyor.Film izlerken kadına sarılıyor bir de.Kendi kocası gibi maç izlerken bağdaş kurup çekirdek çitlemiyor ya da " Hanım çekilsene önümden" demiyor.Kendi kocası kadar kıllı da değil,aaa bir de saçı da var be!Kadın bir kocasına bakıyor bir de ona...Daha iyisini haketmeyecek kadar kötü ve değersiz mi o?Hayır değil diyor.

Ve her iki taraf ta daha iyisini hakettiğini düşünerek yuvalarını dağıtıyor.Buluyorlar mı?Bilmem.Ama bu zihniyetle gidenlerin mutlu olduğundan şüpheliyim.Evet tabii ki bakımlı olmak çok güzel.Ama adam aslında o kiloların ya da selülitlerin aslında bir zamanlar olmadığını,bunu çocuklarını hayata getirdiği ve onları hakkıyla beslemek için edindiğini ve kendi bedenini feda etmenin ne kadar kutsal olduğunu bilse ya da kadın adamın aslında saçlarının olmayışını işte veya ailesini nasıl geçindireceğini,daha iyi nasıl yaşayabileceklerini düşünürken stresten kaybettiğini bilse hala aynısını düşünür mü?

İlişkiler bu kadar basit mi ya?İnsanlar kendini Benjamin Button mu zannediyor acaba?Güzelliğin göreceli ve geçici olduğunu mu bilmiyorlar.Yaşlanıyoruz canım kardeşim.Ben yaşlanırken sen gençleşmiyorsun.Ben yer çekimine yenik düşeceksem sen havalanmayacaksın.Ya da benim saçlarım dökülürken senin saçların çıkmayacak.Benim kazayaklarım olurken senin derin gerilmeyecek.Yıllar sadece bana geçmiyor.Sana da geçiyor.Ve en güzel dediğin insan bile bir gün buruş buruş oluyor.Bir bakmışsın boyu çekmiş,buruş buruş olmu,takma dişleri ve bir sürü hastalığıyla,anane ya da ded yeleklerini giymiş öylece salonda oturuyor.Bu da en iyi yaşlanma hali.Binbir yzü var hayatın.Ne getireceğini ne götüreceğini bilemezsin.İnsanları dış görünüşüyle yargılayıp arkadaşlığını kesmek,evliliğini bitirmek ya da ona bir şekilde zarar vermek ne kadar basit ve komik bir düşünce.Tamam arkadaşım git,yolun açık olsun.Böyle düşünen biriyle işim olmaz diyorsunuz.Ama bir de bir bakıyorsunuz aslında etrafınızdaki hemen hemen herkes öyle.

Kaşın gözün güzel değilse,kiloluysan sana bakmazlar;ama zayıf ve zarifsen bu sefer de işin b...u çıkarırlar.Hele ki boşanmışsan...

Nedir bu doyumsuzluk?yediklerimizde içtiklerimizde mi var bişeyler?Hayır Çernobil'in bile bu kadar etkisi olmamıştır.İnsanlar gittikçe her konuda doyumsuzlaşıyor.Ve bu da onları artık iyice hayvani dürtülerle yaşamaya mahkum bırakıyor.Eee sonuç?İnsanlıktan çıkma,hayvanlaşma...

Bir dizi bir film bir reklam ne kadar etkileyebilir ki hayatımızı demeyin?Çok etkileyebilir.İnsan beyni o kadar farklı ki.O ne isterse ne düşünürse sizi ona göre yönetir.Hiç mi yetiştirmede hata yok?Olmaz mı?Anne baba da aynı düşüncedeyse zaten çocuklarından farklı bir şey beklememek gerekir.

Baba eve hemen hemen hiç gelmiyor,sadece misafir geldiğinde "dostlar bizi keyifte bilsin" mantığıyla rol yapılıyor,anne evde tek başına birşeyleri idare etmeye çalışıyor ve bu zavallı hayatı kabullenip gururuna yediriyorsa çocuklarından da birer Don Juan çıkmasını beklemek aptallık olur.

O aptallığı bir kez yaptım,Allah bir daha yaptırmasın...

Anne babanın birbirinden bir beklentisi yoksa sadece birbirine maddi açıdan muhtaçlarsa zaten orada evlilik yoktur.Aldatmalar çoktan başlamıştır ki bu illa cinsel olarak olmak zorunda değildir.Düşüncesi bile aldatma demek için yeter bence.Mallar birbirlerinin üstüneyse ve ayrıldıklarında eğer para kaybına uğrayacaklarını bilerek devam ediliyorsa çok mekanik bir evlilik var demektir.Ve çocuklarından da duygusal ve gerçek anlamda evlilik yapmalarını beklemek çok salaklık olur.

O salaklığı bir kez yaptım.Allah bir daha yaptırmasın...

Halbuki bilseler mal,mülk,para bunlar hep boş.Geçenlerde nerede okuduğumu bilmiyorumama bir sosyal medyada bir arkadaşım paylaşmıştı.
"Adam ölür ve Tanrı'nın huzuruna gider.tanrı elinde bir şey tutuyordur ama ona göstermiyordur.Ve adama der ki " Bu elimde tuttuğum sadece sana ait olandır."Adam sorar:
"Tanrım o elinde tuttuğun benim bedenim mi?"
"Hayır,o sadece bana aitti.Gitti."
"Dünyada edindiğim varlıklar mı?"
"Hayır onlar da benimdi ve sen öldün.Onları geri aldım."
"Peki ruhum mu?"
"Hayır o da bana aitti."
"Peki günahlarım ya da sevaplarım mı?"
"Hayır onlar da bana aitti ve hesaplandı."
Adam merakla sorar:
"Peki nedir o bana ait olan?"
"Anıların.Sana ait olan ve sana kalan sadece iyi ya da kötü anıların."

Çok güzel değil mi?Çok doğru.Kiminle ne iyi ne kötü anın var onlarla gitmek...Ne para ne mal ne mülk...Beden,ruh,eşyalar senin değil.Sen öyle zayıf kalmaya iyi görünmeye çalılırsın ya da göğüzlerine silikon yaptırırsın ya da 1 kilo makyaj yaparsın ama onların hepsi dünyada bir karış toprağın altında kalır.Senin topladığın anılar dolayısıyla sevap ve günahların seni güzelleştirir ya da çirkinleştirir.

Sanırım bunu düşünebilmek için de insan olmak lazım sadece.
Ben iyi ya da doğru bir insan değilim.Birçok yanlış yapıyorum.Bir sürü de günahım vardır.Ama kimseyi bu yüzden kıracak kadar da vicdansız değilim.Hele ki evliliğimi dağıtıp,çocuğuma bu travmayı yaşatıp daha sonra onunla hiç ilgilenmeyecek hatta karşı tarafa bir sürü şey çektirecek kadar vicdansız hiç değilim.Ama çektirenler daha sonradan ne çekeceklerini tahmin edemiyorlar heralde diye düşünüyorum.Sadece hıııılamakla yetiniyorlar.

Yazık,üzülüyorum.İnsanlar bu nedenlerle kaybedilmemeli.Evlilikler haklı bir neden olmadıkça dağılmamalı.Tamam belki belirli bir fiziki şiddet yok ama manevi şiddetin Allah'ı var burada.Bir insan başka bir insanı nasıl olur da kendinden aşağıda görebilir?Aklım ermiyor.Yani Allah onları bizden üstün yaratmış ta biz mi eziğiz anlamadım?Tövbe tövbe...Vallaha çarpılacaz.Gerçi daha ne kadar çarpılabiliriz ki değil mi?Ayyy yok bir daha böyle demeyeceğime söz vermiştim.Çünkü bir aralar ben ne zaman " Allah'ım daha başka ne olabilir ki?" dediğim de " Bak göstereyim " der gibi bir yenisini bir öncekinden katlayarak gösterdi sağolsun.Olsun başa gelen çekilir değil mi?Her zaman dediğim gibi Allah çaresiz dert vermesin,kimseyi çocuklarıyla sınamasın.

Amacım bir kişi ve ya kişileri eleştirmek değil.Yanlış anlaşılmasın.Amacım artık insanların gerçekten "bir insandan "ibaret olduğunu tekrar hatırlamaları.Bunu hatırladığımız an eminim "Aaa gözünün üstünde kaş var" demekten kurtulup " Aaa senin gözlerin ne kadar güzelmiş" diyeceğiz.

RESİM ALINTIDIR.

30 Ağustos 2016 Salı

Geveze Miyim Ne?

talkative woman clipart ile ilgili görsel sonucu

Ya şöyle bir düşünüyorum da ne gevezeyim ya...Eve gelince diyorum ki,
"Ya çok yoruldum konuşmaktan.Derse girdim çıktım o kadar.Tamam sus artık.Yat dinlen."Hooop bir telefon,bir arkadaş...
"Aaa naber napıyorsun?
"iyidir senden?."
"Ya bugun noldu bak..."la başlayan sohbet en az 20 dk sürüyor.Çok sararsa o yorgunum diyen beden gerekirse o arkadaşla buluşup dedikoduya devam ediyor.Bu nasıl bir bünyedir ya?

Gerçi öğretmenlerim hep benim çenemin düşüklüğünden şikayetçi olurlardı.Annem her veli toplantısında notlar veya davranıştan bir sorun olmadığını ama çok konuştuğumu,başkalarının da dikkatini dağıttığımdan şikayetçi olduklarını söylerlerdi.

Belki şimdi dikkat dağıtmıyorum ama çok konuşarak ama hala çok konuşuyorum yahu...
Güzel insanlarla birlikte güzel sohbetler olunca tutamıyorum şu ağzımı ya.Şöyle bir hanımefendi ol değil mi?Çok konuşma len...

Ne gelirse zaten başıma şu dilimden geliyor.Samimi görüp herkesi herşeyi tüm içtenliğimle anlatıyorum ya,işte beni bitiriyor.Çok uyarı aldım.
"Ya bak anlatma heryerde..."
"Kızım bak valla başına bir şey gelecek bu dilinden."

Evet öğrenmeye çalışıyorum bunu.Kendimi dizginlemeye çalışıyorum ama bu da benim karakterim,değişemiyorum ki elbette kimsenin sırrını ya da özelini ya da kendimin söylemeyi istemediğim özelimi söylemiyorum kimseye ama yaşanan olayları dahi anlatınca olan biten herşeyiyle yetiyor zarar görmeme.Derler ya sen bir söylersin bir de bakmışsın bin olmuş...O hesap...

Bir ortamda da mesela bir bakıyorum hep en çok konuşanlardan biriyim.E tabii arkadaşlarım da pek sakin kişilerden oluşmuyor.Çünkü öyle sakin ve konuşmayan biri benle arkadaşlık edemez.Bıkar,sıkılır benden.Ben de haliyle tabii ki ondan.Ya da sürekli oturan biri de olmaz.Benim tüm arkadaşlarım hep hareketlidir.
"Hadi kalk,şuraya gidelim"dediğimde hemen kalkarlar.

İstekler çok çılgın da olabilir.Yani öyle değil...Düşündüğünüz cinsten değil...Bir kez Kybele ile konuşuyorduk ve hayatımızın çok rutin olduğuna karar verdik.ahh ya o zamanlar ne kadar da rutinmiş hakikaten.Lise zamanlarımızdı.Ve " Haydi kalk yarın sabah kahvaltı yapalım ama değişik bir yerde."
"Olur dedim."Planımızı yaptık hazırlandık ve ertesi sabah 05.00 gibi uyanıp doğğğru Taksim'e gittik.Daha kargalar uyanmamış,sadece bir kaç tane dükkan yeni yeni açılıyor.Tramway çalışmıyor.Gittik İstiklal Caddesi'nde yolun ortasına oturduk ve yanımızda getiridğimiz ekmek arası peynir ve domtesi ve meyve sularımızı açtık içtik.Oturduk sırt sırta ve geleni geçeni ziledik.O kadar güzeldi ki...Bunu bizim kafadan olmayan kimse yapamaz.Gerçi o da İkizler burcu.Manyaklığımız ordan tutuyor yani:))

İkizler zaten girdiği ortamda belli ediyor kendini.Sivriliverir hemen.Dengesiz davranışları da belli eder onu.Bir arkadaş anlatmıştı ne gülmüştüm.Yolda giderken ikizler burcu ola bir kişi yolu tarif ediyormuş.
"ilerden sağa,yok yok sola gidicez.Sol sol.Sağ mıydı.Neyse sen dön bakalım sorarız olmazsa."
"ya bir dakika ya.Yeter artık.Sen ikizler misin nesin."
"Aaa nerden anladın?"
Cevaba gerek var mı?:)))

Ben  kararsız değilim ama maymun iştahlıyımdır.Özellikle el işlerinde.Bir örgü olsun iki sıra örer bırakırım.Ya da bir hafta canım çok yemek yapmak ister yaparım,ondan sonraki 1 ay hiç elimi sürmem:))Gerçi her zaman severim yemek yapmayı ama öyle her zaman özenmem.Bazen fırında tavuklar,firik pilavları,kaşarlı mantar dolmaları bazen de bildiğin kahvaltı sofrası...

Bazen ağlarken bir anda gülebilirim de.Valla bak...Ya da tam tersi.Beni gülerken görenler bir anda ağlarken de görebilir.Sinirim de öyledir.Bir anda yakarım yıkarım ortalığı,ortamdakilerin içine ederim,sonra bir şey olmamış gibi takılırım.

Ney?Psikopat mı??Bana mı dediniz?cık cık cık...Hiç yakıştıramadım!:)))

Ama her türlü gevezeyim arkadaş.Sus derlerse de 2 dakika belki.Yahu mübarek bir sus.Tamam şunu anlatayım sonra valla susucam:)))

Evde de bazen milleti canından bezdirirdim.Annem bana bazen "Nolur kızım.Bak valla kafam kaldırmıyor."derdi.Ama ben dinlemez anlatırdım.Kadın bazen beni dinleye dinleye uyurdu.Ninni gibi geliyordu heralde.

Yukarıda resimdeki gibi konuşurken tükürük saçmasam da evet,çok konuştuğum doğrudur.:)))

E adam bana çok bile dayanmış dimi?Bu kadar geveze hatunu kim sever be?Adam artık demiş ki "Yeter be kadın yeter bi sus.Yoksa giderim."
"dur birşey daha anlatayım,öyle git:)))"
"Lannn...Bi git..."
"allasen,nolur bi fıkra anlatıcam len."
"Yav de get..."
"Bir gün bir adam...":))))

Neyse ya ben böyle mutluyum.Konuşmayı seviyorum arkadaş.Napayım yani.Allah ta beni böyle yaratmış.Mesleğim de buna uygun.Gerçi ben çok konuşmam derste,genellikle öğrencileri konuşturmaya çalışırım ama konuyu anlatınca da incik cıncık herşeyi anlatırım.Uyuyanı gebertirim:))

Aslında avukat olsaydım diyeceğim ama onlar da bir şey yapmıyor ki.Bu zamana dek mahkemede gördüğüm ve çevremde olan avukatlar lal olmuşlar,hiç konuşmamışlardı.Zaten dilekçede var ben niye söyleyeyim.Arkadaş bi hakkını savunsana,söyleyeceklerini söylesene dimi?Ama işte hakkıyla yapan da çok az var.Neyseki bu sefer avukat konusunda çok şanslıyım:)

Hatta bazen avukatım bile benden bıkıyor,çok konuşuyorum diye.Beni azarlamışlığı bile vardır."Zeynepcim kısa keselim olmaz mı?Yani sonuçta ne yapmak istiyoruz?"
"Tamam şunu anlatayım bakın,önemli.Sonra birlikte karar verelim."
Allaaahhhhh....

Noldu?Sıkıldınız mı?Tamam bitiricem ama size anlatmam gerekn bir şey var onu da anlatayım yazımı bitireceğim,söz:)))

Yok yok şaka şaka bitti.Hadi gidin,bi elinize yüzünüze su çarpın:)Normal hayatınıza geri dönün.:)))

RESİM ALINTIDIR.


Kurşun Adres Sormaz Ki:))

nazar clip art ile ilgili görsel sonucu

Ya vallahi artık inanacağım kurşun dökme işine...
Hurafe derdim,olmaz ya yalan bunlar derdim de meğerse bilimsel bir açıklaması varmış.Vücuttaki kötü enerjiyi alırmış.Kurşun elementi negatif elektrik atomlarını dağıttığı için pozitif atomların yayılmasını sağlarmış...Yani belki buna biraz inanabilirim.Her zaman diyorum insan inançlı olup dua edip ibadetini yerine getirdiğinde iç huzuru olur,herşey yoluna girer.Ben buna inanıyorum.Ama açıkçası sön dönemlerde yaşanan olaylara bakıldığında kurşun döktürmenin de bu bilimsel açıklaması beni cezbediyor...

Bunu neden düşündüm ben?
Zaten yaşananları biliyorsunuz...Boşanma süreci,okul davası,tehditler,avukatlar,jandarmalar...
Tatilden dönüşte bize vurup kaçanlar ki henüz bunu bilmiyorsunuz.O olay zaten tam film gibi.Onu da detaylarıyla anlatacağım ama şu süreç bir bitsin ondan sonra.Çünkü olay kamu davasına döndü.Arkadaş hiç mahkemeden çıkmıyorum ki.Yani üstümden kuş geçse hakikaten "hıııhh,ben senin üstünden geçmek istemiyorum.Orda durma" diye dava açacak be...Yani varsa benle bir sorunu olan buyursun gelsin,ben zaten hep mahkemelerdeyim dermişimmm...Bence bu olaylar bittikten sonra bilirkişilik yapabilirim.Her süreci biliyorum.Bir adım sonrasını tahmin edebiliyorum.Karşı taraf ne yapacak ne edecek hepsi...Parası olan geiyor dava açıyor arkadaş...Neyse belki de yıllarca dua edip elde edemediğim paraları davaların bitiminde alarak zengin olacağım:)))))))Amannn batsın paraları da kendileri de...Sıfatlarından ne hayır görük ki paralarından görelim...

Ben bunları yaşadıktan sonra okulumuz başladı ve hem bölüm başkanımız olan hem de benim okuldaki annem gibi olan canım öğretmenimin arabasını yolda gördüm.Yanında da diğer bir meslektaşım vardı.Sabah okula beraber geleceklerdi.Okula gidilebililecek en açık yol orası olduğundan herkes o yolu kullanıyordu ve birbirimizle karşılaşmıştık.Ben arabaları bozuldu zannetmiştim.Meğerse bir kamyon onları yolsa sıkıştırmış,arabanın yanına sürtmüş ve kaçmış gitmiş.Araba zaten eski bir araba.Ama maaşallah'ı var.40 yıllık,otomatik bir maviş:)Öğretmenimin kendine ait özel bir arabası vardı ama o da bir kolej mağduru olunca -tamamen duygusal nedenlerden-satmak zorunda kaldı ve bu güzel arabayı kullanmak mecburiyetindeydi.Çünkü henüz okul servisleri başlamamıştı.Ben yanlarına gittiğimde polisi çağırdıklarını söyledi.Polisi beraber beklemeye başladık.O bize her ne kadar "Okula gidin siz" dese de biz onu yalnız bırakmak istemedik.Daha sonra polis geldi ve arkasından zümremizin diğer üyesi olan meslektaşımız da kendi rabasıyla geçerken bizi görmüş ve hemen gelmişti.İfade verilecekti,kamyonun plakası alınmıştı ve sahibine bakılacaktı,aranacaktı...Yani zart zurt çok iş...Zorla bizi okula gönderdi ve kendi de 1 saat sonra okula geldi.Tabii ki cana gelmemişti bir zarar ama öteki niye olsun değil mi?Hadi çarptın kaçma bari...Bunun da stresini yaşadık...

Daha sonraki gün işlerimizi halletmeye çalışıyorduk.Okulda gayet mutluyduk.Herkes kendi işine gücüne bakıyordu ve insanlar birbiriyle kaynaşıyordu.Öğle yemeğine indik ve konuşurken birden bire aynı öğretmenimizin aniden midesi bulandı ve gitti bir anda istifra etti.Hepimiz şaşırdık,şok olduk.Daha sonra yemeği bitirince kalkıp gidelim dedik ve tam merdivenleri çıkarken birden bire ayakkabısının topuğu çıkıverdi.Allah korusun valla,iyi tutunmasaydı düşebilirdi.

Dedik ki "Allah bizi sınıyor heralde."aynı hafta içerisinde bir sürü olay.Millete anlatsan inanmaz.Hatta birine anlatmıştım ve bana "Yok hocam,o filmlerde olur ya "filan diyip inanmamıştı.:))

Şu olayla bir çözümlensin daha neler anlatacağım.Ama inanmamazlık yok!Şimdiden uyarayım da."Zeynep sallama..." demeyin:)))

RESİM ALINTIDIR.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Aradığınız Kişiye Şu Anda Ulaşılamıyor...

telephone talking clipart ile ilgili görsel sonucu
Şu telefon konuşmaları ne kadar garip aslında.Ne mimik ne de beden dili...Görünmüyor,sadece ses tonundan anlarsan anlarsın...Belki de bir çok ilişki bu yüzden bitmiştir,ya da bir çok kavga böyle çıkmıştır.
"Ya valla aslında şu an sana şaka yapıyorum,anlamadın sen.Bak hayır,öyle diil..."Kapadı...
"Ne diyon lan sen?"
"Yahu sana demedim,öteki adama dedim."
"Demin küfrettin."
"İşte sana değil ,ona."
"O zaman ona dedim diye açıkla..."Haydaa...

Bizde de çok gaf olurdu.Mesela annemin bir gün taksiciye söylediği cümle gibi...

Birgün dışarı çıkmaya karar verdik ve taksi çağırdık.Annem çevirdi taksinin numarasını ve dedi ki;
"İyi günler,Gelincik blok kat 7 daire 33 e bir taksi lütfen.Apartmanın önüne yok yok arkasında kalıyor.Yok yanında.Tamam neyse önüne."
Yok istersen sen hiç koltuktan kalkma taksi evin salonuna gelsin seni alsın...
Taksici ne dedi bilemem ama biz gülmekten çatladık.Taksici geldi anneme dedi ki;
"Abla telefondaki siz miydiniz?" ohooo koptuk gittik resmen.

Bir kez de misafirler gelecek annem bakkala inemiyor,ocakta bir şeyler var.Telefon açtı.Ben de o sırada televizyon izliyorum.Annemin aynen konuşmasını aktarıyorum,
"Bize 6 yumurta,bir paket un bir kutu da süt.He he...evet.Para üstü de getirin olur mu...Tamaaammm tamam oldu hadi öptüm bye."
"Öptüm mü dedin anne adama?"
"Hee ben niye öptüm ki şimdi?"
Ve annem 10 gün kadar bakkalın önünden bile geçmedi.

Bizim apartmandakiler de bir alemdi ama Afrodit'imin annesi de bitaneydi.Ve bu telefon konuşmalarında 1 numaraydı aramızda.Mesela;Bakkala telefon açıp tam aklında geçenleri söyleyecekken aklı karışıp ta,
"Bize 2 kilo pispispis" diyip utancından telefonnu kapatan kişi candır ya...Hadi bu garip ama bakkalın bunu kim söylediğini anlayıp ta onlara iki kilo patates göndermesi daha garip:)))Sanırım günde konuşulan "bakkalın pattisler" lafı ona ulaşmış olsa gerek.Yoksa pispispis 'in patates olduğunu nereden anlayacak?:))))

Ama hep mi gaf olacak canım...Bazen de hayat kurtaran şeyler de olurdu yani.mesela babamın beni ısrarla arayıp benimle konuşmak istemesi artık canımı sıkmıştı.Açarsam benden laf almaya çalışacak ben hııı lıycam.Kenar köşeninkinden farklı bi hııı lama ama.Anladınız siz onu:)))Açmasam daha sonra neden açmadım diye bir sürü tantana...Onun yerine bir deneyeyim dedim.Hani şu telefon kapalı olduğunda "Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor..." cümlesinin ingilizcesi.Açtım telefonu ve söyleyiverdim." The person You have called cannot be reached at the moment.Please DON'T try again later." Babam da ;"telefonunu kapatmış..." dedi.Ve sonuna dek te dinledi yani.AMa yedi mi?Yedi:))))Süperdi demekki insanları kandırabiliyordum.

Akşam anneme anlatınca nasıl güldük anlatamam ve teyzemleri işletmeye başladım.Küçük teyzemi aradı,şöyle bir duraksadı ve sonra dedi ki" Biri işletiyor heralde..."Sonra "teyze benim ben..."dedimAma asıl en komiği büyük teyzemdi.Şimdi kızmasın bana ama o akşam onu da aradım ve aynısını söyledim.O da hemen dedi ki;
"Oğlum al bakiim,ingilizce bişiler diyorlar.Bankadan mı arıyorlar?"
Ne gülmüştük ya...Sonradan teyzem "Zeyneppp?Sen miydin o?Ayyy ne güzeldi ya...Bir daha söyle bakiim demişti:))"

Bir daha söyle...Seviyorum...Bir daha...Seviyorum...Şırrakkkk!Yalan söylüyorsunn:)))

Ya da istemediğin biriyle konuşurken ya da konuşmayı uzattığında bir poşetle "ne anlamadım?Ne diyorsun?telefonda bi ses var...Ne ?Anne?Anne?":)))Bir de suçu başkasına atma var tabii."Sanırım çekmeyen bir yerdesin..."ya da " Senin telefonun mu bozuk?":))))

Neyse daha yazacak çok şey var bunun üstüne.Daha neler var neler.
Bi dakika...Sanki net gidip geliyor..Ayy arada çızırtılar var...Nee?Anlamadım?

RESİM ALINTIDIR.



28 Ağustos 2016 Pazar

Aaa Orası Çok Deniz...

grocer clipart ile ilgili görsel sonucu
Bir insanın bir bakkalla ne kadar anısı olabilir ki?

Sadece benim değil.Kardeşim ve benim.O kadar komik bakkallarımız vardı ki İstanbul'da otururken...

İstanbul'da otururken apartmanımızın hemen altında bulunan bir site bakkalı vardı.Sahibi çok iyi bir insandı.Gerçekten çok saf ve iyi biriydi.Eşini ve çocuklarını da tüm site tanırdı.Ve çok sevilirdi.Acil olarak birşeye ihtiyacın olsun ve paran yoksa "Sorun değil ablacım" derdi.Bu şu an çoook uzak olduğumuz bir cümle.Aslında insanlık bu yani.Normal olanı bu ama işte...

Bu bakkal bizim anne ve babamızın ayrı olduğunu biliyordu.Annemler birlikteyken de vardı bakkalımız ve babamla da iyi anlaşırdı ama babam sürekli onun yanına gidip oturup muhabbet edince adamın işleri aksamaya başlardı.Uğursuz ya,kendi işsizliği yetmiyormuş gibi milleti de işinden ederdi:)))

Babam siteye bizi kötülediğinde,annemin yaptığı işi merak edip te bize tavır alan siteden eser kalmayınca,bakkalımız bize iyi davranmaya başladı.Kin tutmadık.Kimseye kin tutmayız zaten.ormal alış verişimizi yaptık.Ama her gittiğimizde bize bi garip bakıyordu.
"abi ben bir ekmek,süt ve yumurta alıcam."
"Tamam canım,şundan da ister misin?Var mı sizde.Yoksa verebilirim.Sorun değil."
"Yooo var.Teşekkürler yine de sorduğun için."
Allah allah bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü şimdi?Bir anlam veremmiştim.Kardeşim bakkala gidince ne alırsa alsın mutlaka yanında bir çikolata veya şeker olurdu.Annem nasıl kızardı.
"Oğlum almayacaksın bir daha."
"Ya anne napayım elime sıkıştırıyor,olmadı poşete koyuyor."
Annem sonunda gidip onunla böyle yapmamasını söyleyen bir konuşma yaptı.O da bizi zavallı zannediyormuş meğerse.Hani bunların babası yok,anaları da koşuşturuyor 3 kuruş kazanmak için.Ben de yardımcı olayım bari.Bir bilse biz annemin kazanımlarıyla neredeyse bir dönem hiç otobüse binmeye tenezzül etmedik.Valla bir ara annem o kadar güzel kazanıyordu ki,durmumuz çok iyiydi.Ne zaman ki işin içine Çin girdi,tüm piyasalar alt üst oldu.Olsun o zaman da aç kalmamıştık.

Ama bu bakkalın lafları da çok komikti.Mesela ben üniversiteden geldiğimde bir dönem annem beni bakkala yolladı.
"Abi ben şunu şunu alıcam."
"Aaa Zeynep hoşgeldin canım.Nassınn?İyi misin Kardeşim?"
"İyiyim abicim,sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim hamdolsun.Biz aynıyız.Haberler sende.Sen hangi üniversitedeydin ya?"
"Yakın Doğu Üniversitesi."
"Nerdeydi o?"
"Kıbrıs."
"Aaa orası çok deniz..."
Bu nasıl cümle len?Aaa orası denizlerle kaplı bi yer.Aaa orası ada...filan anlarım.aaa orası çok deniz nedir allahaşkına.

Ama bakkalımız komikti de ondan bahsederken de biz de komiktik.Annemlerin apartman günü vardı.Neredeyse 40 dairelik apartmandan 20 daire birinde toplanırdı.Biz de Afrodit ve Kybele ile oturur masanın başında hemn yemek yer hem de konuşmaları dinleyip dinleyip gülerdik.Bir gün şu konuşmalara şahit olduk...

"Kızz geçen bakkaldan bi yumurta aldım valla süperdi."
"Öteki apartmanın altındaki markette de güzel ama.."
"Valla ben bilmem Bakkal'ın yumurtaları çok güzel..."
Bakkal'ın yumurtaları mı?Biz koptuk zaten masada...Kendi aramızda konuşuyoruz."Nerden görmüş acaba?"kıkır kıkır kıkır...
"Aaa bak Bakkal'ın pattisleri de harika...Bir de bir sucuk getirtiyor..."
Ya yok artık...Puhahahahaha...Ama biz geberiyoruz gülmekten.Anlam veremediler bize.
"Bunlar niye gülüyorlar bu kadar be" dedi Kybele'min annesi.
Ya zavallılar gayet masum konuşuyorlar ama farkında değiller ki söylediklerinin.Çocuklarının içi fesat.Biz hemen tabii çekiyoruz başka yere.

Daha sonra bu bakkal taşınınca karşı apartmanın altına bir bakkal açıldı.Gelen gideni aratır derler.BU bakkalın sahibi de gerçekten çok iyi niyetliydi ama biraz tipi Recep İverdik'i anımsatıyordu.Mesela ben adamı hiç t-shirtle görmedim.Hep beyaz vücuda yapışan ya da çok giymekten askıları kendini salmış taaa göğsüne dek açılmış bir vaziyette gördüm.Çıraklarına sürekli bağırırdı,totolarına o harika lacivert tuvalet terliği ile hafif tekme atardı."Hadi len işinin başına" derdi.

Tabii malum olay onun da kulağına gitmişti ve bize her zaman bir tık daha farklı davranırdı.Mesela kardeşim ona gittiğinde sürekli ona şu soruyu sorardı,
"Babanı özlüyor musun lan?"
"Yoo..."
"Hee,çok mu kötüydü lan baban?"
"Evet abi.Ben hemen alıp gitsem?"
"Hiç mi aramıyor lan baban?"
"Hayır abi,aramıyor."
"Şerrrefsiz,afedersin."
"Olsun,önemli değil."

Ben gidince de ,
"Al canım ya bir dondurma al.Kardeşinle oturur yersiiz."
"Teşekkür ederim,almayayım."
"Ya al.Benden kardeşim."
"Yok biz sevmiyoruz dondurma zaten."
"Ya dondurma sevilmez mi?"
"Gerçekten,böyle şeylere gerek yok abi ya."
"Bak darılırım..."
Hayda,arkadaş almayacaaammm...Annem tabii gidip bir konuşma daha yaptı.Ondan sonra düzeldi.Herşey yolunda giderken birden bire bir olay patlak verdi.Ben okula annem işe gidiyordu.Kardeşim de okula gidiyor ama hepimizden daha önce eve geliyordu.Hepimizin anahtarı vardı.E tabii annem evde olmayınca,dışarıda çalışınca çok fazla yemek olmuyordu ve kardeşim dışarıdan besleniyordu.Nasıl mı?

Biz de merak ediyorduk ama bu bakkal bir gün annem ekmek almaya gittiğinde sorduğu soruyla anladık.
"abla bu 300 tl borcu ne zaman kapatırsınız?"
"Ne 300 tl si.Karıştırdınız heralde."
"Yooo,sizin ufaklığın borcu."
"Nee...nasıl yani?"
"E hergün gelip salam,kaşar,ekmek ve kola aldı benden.Deftere yazdırdı.Baya da zaman geçti."
"Ahhh...Ben onu...Neyse tamam...Siz bir daha asla ona istediklerini vermiyorsunuz.Benden habersiz asla bir şey almayacak ya da siz vermeyeceksiniz.Çünkü bu borçtan beim haberim yoktu.Şu an üstümde param yok en kısa zamnda size ödeyeceğim...."

Heeehh...İşte en sevdiğim kısım başlıyor...Gerçi evde kırılacak kapı da kalmamıştı ama olsun anem bulurdu bişiler...
Annemin eve bir girişi vardı.Bir bakışı vardı ki,hani düşünmek ve kaçmak için sadece ayakkabılarımı çıkarana dek süren var gibi.Kardeşim " Anne hoşgeldin diye kapıya gidince."
"Sen geç bakayım bi içeriye..." diyince anladı zaar.Korkudan bembeyaz bir şekilde geçti koyunumuz içeriye,artık kesim sırasını bekliyordu.Annem hemen geldi...
"Oğlum sen bana ceza mısın?"
"Noldu anne?"Sanki bilmiyor pislik:)))
"Bakkala gittim alış veriş yapayım diye,bana 300 tl lik borç çıkarttı."
"Neee?"Gittikçe batıyor.
"Yaa..."
"Ama tamam ben ordan aldım bişiler de o kadar olmaması lazım."Sıvıyor iyice,ohhh...
"Ben akşamlara dek 5 kuruş daha fazla kazanayım diye çalışayım siz gidin bok gibi para harcayın.Eve gel evde ye yemeğini.Malzeme var,kendin yap ekmek arası bişiler."Arkadaş neden ona kızınca ben de işin içine giriyorum?Neden sen değil de siz?Hep arada diğer kardeşler de kaynıyor he...
"Tamam bundan sonra öyle yaparım."
"Bundan sonra zate asla almıyorsun oradan bir şey.Valla açlıktan ölsen eve geleceksin.Kimseye de gitmeyeceksin.Valla öldürürüm çocuk seni."
"Tamam anne,özür dilerim."
"Dilemem özür mözür.Yapma bir daha..."

Valla o günden beri kardeşim hiç alışveriş yapmadı,ikinci bir emir çıkana dek.Sonra gitti oraya.Yıllar sonra bir arkadaşıyla o bakkala gidince adam tutup,
"Al al şurdan bişiler."

İnsan bir uzun süre sonra görülmenin ardından  merhaba nasılsın,hadi nasılsın olmasın nassın demesini bekliyor.Adamın söylediği şeye bak...Al al şurdan bişiler.Hani uzun süre sonra bi jest yapacak bişiler ikram edecek ama aştan 0 yani adam...

Şimdi marketler var.Onlarda öyle şeyler oluyor mu?Ben rastlamadım.o yüzden  ben yerli esnafı severim.İçten,samimidir.Komik şeyler olur gittiğinde.Malzeme çıkar.Gülersin,her zaman hatırlarsın.Umarım bir gün yine o bakkalları görme şansımız olur...

RESİM ALINTIDIR.

Bizdeki de Şans!

beach clipart ile ilgili görsel sonucu

Tatili kim sevmez ki?Her sene de şu 3 aylık dönem çok çabuk geçer.Ama 9 ay hiç bitmez.Sürekli pazartesidir gün.Ama hiç cuma olmaz.Cumartesi oldu mu da hemencecik geçer,gider...

Tatili tatil gibi yapana tabii her zaman güzel gelir.İster 3 ay ister 2 gün...Tam yapacaksın tatilini.
Benim tatillerimin hepsinde mutlaka bir olay çıkar.Ya bir kavga ya bir kaza ya bir hırsızlık olayı...
Tatile çıkmaya korkar olduk arkadaş ya...

Küçükken hep halamın yazlığına giderdik,Bozcaada'ya.Neredeyse 5 sene boyunca hep oraya gittik.Çok güzel geçerdi ama her tatilde bir olay olurdu.Ya halamı karpuz tarlasında akrep sokardı,ya birinin başına güneş geçer kendinden geçerdi ya da biri yürüyüşe çıkar gelmezdi ve tüm ahali onu aramaya çıkardı.Bir kez halam ve kuzeni kadın başlarına gece vakti yazlık yer olduğuna güvenerek yürüyüşe çıkmışlardı.Telefon şebekeleri o zaman çok iyi olmadığından Bozcaada'yı tanımıyordu ve çekmiyordu.1 saat sonra geleceklerini biliyorduk,öyle söylemişlerdi.Ama 2-3 saat oldu gelmediler.Herkes telaşlandı ve polisler aramaya başladılar.BUnlar almışlar başlarını gitmişler.peşlerinden de birinin kolu yok diğeri de topal iki adam bunları izlemiş korkmuşlariyolu karıştırmışlar.Polis onları buldu ve halamlar şikayetçi oldular adamlardan.Zaten pis tiplermiş yani...

Bir kez de kardeşimi tarlaya götürelim demiştik.O zamanlar da halamın oğlu küçüktü ve ona yemek yedirmeye çalışıyordu.Terliğinin üzerindeki akrebi farketmemiş ve birden çığlık atmaya başlamıştı.Nasıl canı yanmışsa...HEmen hastaneye gittik.Pansumanı yaptılar,ilaç verdiler filan...

Yok arkadaş ekşınsız hayat yok...

Bir gün Seyfi Baba'nın yerine denize gitmiştik.Benim mayomu almayı unutunca ben halamın bikinisini giymiştim.tabii o zamanlar ben 10 yaşında filanım.Denize bir girdim...Bir daha çıkamadım...Çünkü bikinimin üstü yoktu.Benden bağımsız çekmişşş gitmiş uzaklara...E arkadaş suda bir tek ben varım.Uzağa da gidemiyorum.Ama biliyorum ki pahalı bir bikini.Vallaha ölmek pahasına gittim,yüzdüm ve aldım bikiniyi.Çıkarken de giydim öyle çıktım.Ne o yüzdüm ben:)))

Yine aynı sene bu sefer Ayazma adlı bir plaja gittik ve kardeşimle kumda oyuyorduk.Annem de şezlongtan bizi izliyordu.Benim üzerimde en sevdiğim lacivert mayom vardı.Ama kızgın kumlarda o kadar çok oturmuşum ki mayo oturduğum yerlerden erimiş ve açılmış.Ben de otururken her zamankinden farklı hissediyordum zemini zaten ama çok sıcak heralde ondan diyordum.Ben tam kardeşime denizden su getirmek için ayağa kalktım annem arkamdan ;
"Zeynneeepppp,otuurrr..."
"Hee?Ne???"
"Popon..."
"Nee?Popom mu?"
"Abya popn açık:)))"
"Laannnn..."
hemen olduğum yere çöktüm.Allah'ım ya...Bu nasıl bir şanstır.Yazık annem hemen havluyla geldi ve beni sardı,öyle yürüdüm.O gün utançtan hiç denize girmedim.Ve çoook uzun bir süre sonra Ayazma plajına tekrar gittik.aslında gitmeyecektik te annemlerin zoruyla gittim yine.

Bir zamanlar da Altınoluk'a çok giderdik.Altınoluk'ta yaşayan çok sevdiğimiz bir komşumuz vardı.Önceden altlı üstlü oturuyorduk fakat sonra onlar oraya taşındılar.Komşu diyorum ama komşudan öteydi.Anneme kardeştiler neredeyse.Bana da teyze ile amca.Sonra çok sevdiğimiz,muzip mi muzip,zeki mi zeki amcamız kardeşimin değimiyle Enkan Amcamız vefat etti.Allah rahmet eylesin,çok severdik,çok sevilirdi.

Biz onların yazlığına gittiğimizde hep denizdeydik.Zaten evleri direkt denizin önündeydi.Evin dışına çıkınca ayağınız kuma basıyordu.Öyle yakın.1 aya yakın filan orada kalıyorduk.Ben neredeyse simsiyah oluştum.Gece çekilen resimlerde eğer gülüyorsam sadece dişlerim gözüküyordu,o derece.

Bir gün orada tanıştığım arkadaşlarla deniz bisikletine binmeye karar verdik.Annemden izin almak istedim vermedi,ben de babama sordum,izin verdi.Bak nasıl kurnaz ya?Hangisi izin verirse...Aldım kardeşimi bindik bisiklete.Kardeşim yüzme bilmediği için onun hem kollukları hem de simidi vardı. 
Ben bisikleti sürüyordum o da benim dibimde duruyordu.Ama sorun şuydu biz 5 kişilik deniz bisikletine 2.bir araca para vermemek için 11 kişi binmiştik ve açığa gittikçe bisiklet sallanıyordu.En sonunda denize şöyle ir atlayıp tekrar bisiklete çıkmaya karar verdik.Ben atladım,çıktım ve bir baktım ki ana şaka yapmak için hemen geri dönüp gitmeye çalışıyorlar.ama bisikleti çevirmek için acele edince deniz bisikleti öyle bir sallanıyor ki üstündekiler düşecek gibi oluyor.Ben denizdeyim,kardeşim araçta.
"Sıkı tutun,eğer düşeceğinizi anlarsanız sen hemen suya atla.Ben seni tutacağım ablacım.Korkma."
"Geri gelin ya.Böyle şaka mı olur.Çok açıktayız.Nasıl yüzeceğim ben?"
"Sen kal Zeynepcim orda.hahahaha..."
"Bana bak kardeşim orda.Bari onu da atın bana doğru."
Boğulursak birlikte boğulalım misali.Neyse ki durdular ve ben yüzerek bisiklete çıktım.Ama nasıl yorgundum anlatamam.Zaten köpekbalığı korkum da var.Çok açıktayız yani.Biz biraz daha gezelim derken,hava bozmaya başladı ve aniden bir fırtına çıktı.Anlayamadık ne olduğunu.Annem tabii sahilde bizi bulamayınca delirmiş.Babama sormuş.O da " ne bileyim ya,bisiklete bindiler." diyince annem tabii paniklemiş ve sahili ayağa kaldırmış.Bizi bisikletin üstünde gördü ve hiç ıslık çalamayan kadın sesini bize duyurabilmek amacıyla bir ıslık çaldı ki eminim yunan adalarından bile duyulmuştur.Ben mi?Ben tabii yusuf yusuf.Acaba fırtınada ölmek anne azarından ve muhtemelen dayağından daha mı iyiydi ki diye düşünmüştüm.Annem çabuk gelin gibi bir şey söyleyerek gel işareti yapıyor.Yapıyor da dalgalarda ilerleyemiyoruz ki.Çok korkmuştuk.O demin dalga geçenlerin hiçbirinin cool hali yoktu o anda.herkes tir tir titriyordu.Bisikletin başında ben ve bir arkadaşım vardı.Nihayet sahile varmıştık.Annem beline dek suya girdi.Kardeşimi aldı ve ben de indim.
"Şimdi hemen eve geçiyorsunuz."
"Anne özür dilerim..."
"Kes sesini..."
"Babam izin verdi diye..."
"başlarım babana da danana da...Sorucam ben size..."
Neyse ki dayak yemedik ama dayaktan beter azar işittik.

Aynı yıl arkadaşlarla kumda voleybol oynarken bir anda hava kapandı.Güneş te var ama hava kapkara oldu.Ve inanılmaz bir gürültü.Sanki böyle trafo sesi gibi.Bazıları korkup kaçarken bazıları da nasıl sevinç çığlıkları attı.Neymiş biliyor musunuz?Helikopter böcekleri...Yılın belirli bir zamanında gelirler tüm sivrisinekleri yerler ve giderlermiş.Oranın halkı da sivrisineklerden bir müddet kurtulacakları için çok sevinirmiş.Ama milyonlarca vardı.Havayı karartıp bizim güneşimizi engelleyecek kadar,düşünün.

Bir tatilimizde de İzmir'in Gümüldür beldesine gitmiştik.Orada bir villa vardı kaldığımız.Orada annem,kardeşim ve ben kalmıyorduk.Babam yok gibiydi.O istanbul'da gününü gün ediyordu.Bize de işim var gelemem diye yalan söylüyordu.

Bir gün villanın önünde bulunan parkta kardeşimle oynuyorduk.Onu salıncağa bindirdim ve sıkı tutunmasını söyledim.
"Abla daha hızlı salla."
"Sıkı tutun ama bak.Düşersen sakın ayağa kalkma.Salıncak geri gelir kafana çarparsa valla ölürsün."
"Tamam.wuuuuu....yuppii..."
derken annem çıktı bahçeye,
"Zeynep hadi yemeğe gelin."
"Ne dedin anne?"
"Yemeğe gelin.."
"Tamam 5dk.ya geliyoruz."
Dedim salıncağa bir baktım ki boş:))))Kardeşim yok!Meğerse düşmüş,hızlı salladığım için de önümüzdeki palmiye ağacına çarpmış yere düşmüş kalkma dediğim için de sürünerek eve gitmeye çalışmış ama yönde hata yapınca yola doğru çıkmaya başladığında farkettim ve onu aldım.Yazık,üzerinde otlar ağaç parçaları vardı.Toz toprak olmuş heryeri...:)))İyi ki arabalar geçmedi yani:)))

O yaz bende öyle bir yanöıştım ki vücudumu alerji kaplamıştı.Heryerim ölesiye kaşınıyordu,kaşındıkça kabarıyordu.Annem de sonunda tüm vücuduma batikon sürmüştü,hani şu yakan kırmızı ilaç:(((Ve halamın eşinin kardeşi de orada tatil yapıyordu.Yakındı villalar ve ona gitmiştik.Adam beni görünce ağzı açık kalmıştı...
"zeyneeppp,noldu sana böyle...?"
"Yok yok batikon sürdük biz."
"hee,aman kızım ya,yengeç gibi yandın zannettim..."
Neyseki onun verdiği ilaçla geçmişti alerjim.Ama ne denize ne havuza girebilmiştim bir müddet.

Sonra villanın önündeki havuza bir kız sabah erken saatte yüzmek istemiş ve yanlışlıkla çocuk bölümünden atlamış,çakılmıştı.beyin kanamasından vefat etmişti.Havuzu da 1 hafta kapalı tuttular.Öteki havuzun sahipleri de sapıktı ve sürekli bana asılıyorlardı.Böyle söyleyice de garip oldu he...Beni tanımayanlar da diyordur.Lan bu kadın afet heralde diye.Yok lennn...Bildiğin sıradan Türk Hatunu...Kaşım gözüm sağlam olsa da ahım şahım güzelliğim yok.Sapık heryerde her zaman sapık.Güzelliğe bakmıyor.

Bir kez de Bozcaada'ya eski model bir arabayla gidiyorduk.Eceabat'tan feribot sırası beklerken biraz geç kalmıştık ve tam feribota bindecekken arabamız istopetmişti.Arabanın yarısı feribotta,yarısı karadaydı ve feribotun kalkmasına birkaç dakika vardı.Resmen inip arabadan feribota ittik.Bizdeki şans işte...

Bu tatilden dönüşte de tam "oh be kazasız belasız geldik " derken Bursa'ya 40 km kala arkamızdan bize çarpıp kaçtılar.Allah'tan çoluk çocuk hiçbir şeyimiz yoktu.Çocuklar biraz korkmuştu ama hepimiz sağlamdık.Arabada da bişi yoktu.Şükür ki herşey halloldu...

Ama bakar mısınız yani.İnsan tatili ne için yapar?Dinlenmek,kafa dinlemek için dimi?Bizde daha çok hayat iş-ev ,ev-iş olunca rutine girip ekşınlar azalıyor.tatile çıkmaya korkar olduk be...:)))

Neyse bakalım daha neler göreceğiz?allah çaresiz dert tasa vermesin.herşeyin üstesinden gelinir...
Yanarım yanarım,o sevdiğim mayomun eridiğine.Hala onun yasının tutarım...

RESİM ALINTIDIR.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Rüyalar Gerçek Olsaa...

dream clipart ile ilgili görsel sonucu

Rüyalar nedir?Sadece bilinçaltımızın bir yansıması mı?Yoksa geçmişteki olayların etkileri mi?Ya da geleceğin habercisi mi?

Valla nedir ne değildir bilemem ama ben rüyalara inanmaya başladım.Belki de doğruluğuna inanmak istediğim ve biraz da yaşadıklarıma dayanak aradığım içindir bilemiyorum.Aslında böyle ruhani şeylere pek inanmam.Yani geleceği kimsenin bilemeyeceğe veya göremeyeceğine inanıyorum.6.his olabilir ya da ne bileyim kuvvetli tahminler olabilir.Bilemiyorum bazı arkadaşlarım,böyle şeylerin olabileceğini söylüyor.Hatta büyünün olduğunu ve tutabileceğii,falların çıktığını da söylüyorlar.Pek bir bilgim yok yorum yapamayacağım ama içim hiç almıyor,inanamıyorum böyle şeylere.Ben kötülüğün de imanla kovulabileceğine inanıyorum.İyi bir insan olmak ya da iyi düşünmek...

Belki kötü enerji vardır.Sıkıntı,stres daha da kötüyü çekiyor olabilir.Hani derler ya " iyi düşün iyi olsun" ya da " kötü düşünüp kötüyü çağırma " diye,işte o hesap.

Ama sanırım ben rüyalarıma inanıyorum farketmeden.Küçüklüğümden beri rüya görürüm.Hem de böyle masal gibi.Başı,ortası,sonu olur hep.Arada uyansam dahi devam ettirebilirim.Her zaman rüyalarımı ya anneanneme ya da anneme anlatmayı sevmişimdir.Her sabah kalkar kalkmaz rüyamı anlatırım.Anneannemin eski bir rüya tabiri var,oradan bakar ve yorumlar.Annem daha teknolojik.İnternetten bir iki güvenilir siteye bakar.

Mesela ne zaman onlarla ilgili bir rüya görsem ertesi gün mutlaka onlarla alakalı bir durum olur.Ya da ne zaman babamı görsem onunla ilgili hiç olmadık bir zamanda haber gelir.

Bu sıkıntı ve stres ortamında yaşamaya devam ederken bir sürü de rüya görüyordum.Onun bana ayrılık isteğini söylemeden önceki gün rüyamda onu başka bir kadınla görmüştüm.Ve beni evden kovuyordu."Hadi artık Zeynep sen git.Bak sevgilime ayıp olacak.Seni görmesin.Eşyalarını topla ve Kemal'i de al,ayrıl hemen burdan." ayyy nasıl kötü oluyordum rüyamda.Nasıl bir kasvet nasıl bir hüzün.Kalktığımda nasılsa rüya demiştim ama ertesi gün bana ayrılmak istediğini söylemişti.

Mesela hamile kaldığımda da rüyamda hep bir oğlan çocuğuyla oynadığımı görüyordum.Zaten rüyalarımda eğer çocuğum varsa hep oğlandı.Hiç kız çocuğum varmış gibi görmedim.Zaten hamile olduğumu öğrenince de karnımı istemsiz bir şekilde oğlum diye severdim.

Annemin evine gelince de hep ne zaman bir olay olacaksa bir önceki akşam rüyasını görüyordum ama diyordum ki "yok ya ben çok stres altındayım.O yüzden görüyorum böyle.Tesadüf yani."

Ama bir sabah kalktım ve anneme rüyamı anlattım.O gün de dersim vardı.hemen kahvaltı yapıp çıkacaktım.Kahvaltı yaparken anneme anlattım rüyamı.Rüyamda bir anda arabadayım ve kapılarını açamıyordum.İçerisi havasız.Ve dışarıda da bir kadın dilenci.Bana "Allah rızası için su parası." diyordu.Ondan korkuyordum ama arabadan da çıkamıyordum.Bir anda o nefes darlığıyla uyandım.Annem de netten bakıp bana yorumladı.Tüm dertlerimden kurtulduğumu yakında bir kısmetimin filan çıkacağı gibi iyi şeyler yazıyordu.

Derse gitmek için arabaya bindim.Ve yol aldım.Klima da çalışıyordu,radyo da.Hava o gün 45 dereceyi görmüştü.Yani klimayı kapatınca 1 dakikada havasız kalıyordunuz araanın içinde.Birden radyo susuverdi.Daha sonra klima kapandı.Ve bir baktım ki göstergeler de gitti.Dedim ki " eyvah Zeynep,elektrik aksamı gitti arabanın.Durursan yanarsın.Bari gideceğin yere git,parket ve orada kalsın araba."Ama araba zorlanıyordu gitmekte.

Derse geldim parka aldım arabayı ve istop etti.Tam dışarı çıkıcam araba kilitledi kendini.E otomatik olunca hiçbir düğme çalışmıyordu.Arabanın camlarını da açmayı akıl etmemiştim ki kolumu dışarı çıkartıp açayım.Arabanın da içeride kolları yuvalarından oynadığı için içerden açmak imkansızdı.Normalde de hep camdan dışarı çıkarıp kolumu öyle açıyordum kapıyı.Napayım,ustaya götürecek vaktim yokru.Madem açılabiliyordu ne gereği vardı yani yaptırmanın diye düşünmüştüm.Kış olsaydı hemen yaptırırdım da.Yazdı ve birşey olmazdı.Ama keşke yaptırsaymışım.Arabanın içinde kaldım mı ben.telefonumun şarjı da bitikti.Kimseyi de arayamıyorum.Yoldan geçen kimse de yok.Delireceğim dedim."Allah'ım nolur beni böyle öldürme,burada ve bu şekilde değil.Noluur.Benim oğlum var.Nolurr ya..."diye dua etmeye başladım.Ama şakır şakır terledim.Sonra dedim ki belki çalışır.Kontağı açtım ve çalıştı hemen camı açtım.Ama hemen istop edince cam da çok az açıldı.Ben bi 10 dakika aç kapa aç kapa yaparak camı kolumun sığabileceği şekilde araladım ve kapıyı açıp çıktım içinden.Hemen ustayı aradım ve sağolsun hemen geldi yetişti imdadıma.Baktı ki şarj dinamosu bitik arabanın.Neyse ki beni en yakın metro istasyonuna bıraktı ve kendi arabayla gitti.Metro istasyonuna doğru ilerlerken olanları düşünüyordum.Acaba ne zaman gelecekti araba?Çünkü bana zaruri bir ihtiyaçtı.Derslerime anca yetişebiliyordum.Ara sokaklardan trafik olmayan yerlerden gidiyordum ve yetişiyordum.Yoksa mümkün değildi.Derken metro durağının girişine gelince dilenci bir kadın bana " Ablacım be nolur,hava çok sıcak...Çocuğuma bir su parası "dedi.Tabii ben şok.Len ekmek parası filan duydum da su parası duymamıştım.Ve ben asla ve asla dilencilere para vermeyen bir kadın olarak ona 2-3 lira çıkartıp vermiştim.Anneme telefonda olanları bitenleri anlattım ve annem de bana "Aaaa....Zeynep erenlere mi karıştın kızım noldu?Sen sabah böyle bir rüya görmedin mi?"dedi."He hakikaten anne..."dedim ve eve gidene dek te bunu düşündüm.Hala tesadüf olduğuna inanmak istedim,istiyorum da.Yani başka nasıl bir açıklaması olabilir ki?

Mesela deprem zamanı.Deprem olmadan önceki hafta hep annemle deprem olursa nereye sığınırız,öncelikle nerede saklanırız diye konuşmaya başladık.Hatta bir deprem çantası hazırlamamız gerektiğini düşündük ama hep düşünülür zaten ama yapılmaz.Depremin olduğu gece erken yattık  ve ben saat 11.30 gibi terlemiş bir şekilde uyandım.Rüyamda öyle büyük bir deprem oluyordu ki tüm apartman yıkılıyordu.ben ve oğlum enkaz altındaydık.Ben oğlum sıkışmasın diye sırtımla üstümüze düşen duvarı ittirmeye çalışıyordum.Derken yine o nefes darlığı ile uyandım.Ve saat yanlış olmasın sanırım 04.00 civarında deprem oldu ve baya salladı.Ben de fırladım ve direkt "Kemallll,anneeee,Fırat dedikten sonra...Anneme seslendim uyanmaları için.Ama o kadar yüksek sesle seslenmişim ki annem " Tamam kızım sakin olun." dedi ve oğlum da "Yuu iyii uuu"diye şaşırdı.Aldım onu kucağıma ve yatağa oturdum ki şiddetlenirse hemen hayat üçgeninin oluşacağı bir noktaya gidecektim.Ama Allah'tan durdu.Ve onu yatağına koydum,tekrar uyumaya devam etti.Ama biz uyuyamadık tabii ki...

Ve bir de öyle bir rüya görüdüm ki...Eskidendi ama daha dünmüş gibi hatırlıyorum.Ama bu kimseye anlatılmaması gereken bir rüyaymış.Çookkk güzelmiş bunu görmek.Gerçekten de güzeldi.Ve rüyamda gördüğüm herşey oldu,bana söylenen herşey gerçekleşti.

Bilemedim işte...Bunları yaşayınca acaba diyorum?Acaba olabilir mi?geleceğin habercisi olabilir mi?Ya da tesadüfen mi görüyorum.Geçmişteki yaşanmışlıkları görüyorum da yeniden denk mi geliyor?Karar veremedim...Eminim yaşayananız çoktur.

Varsa bir fikriniz buyrun efenim,aydınlatın beni...

RESİM ALINTIDIR.

Sağlam Kafa Sağlam Basende Ayy Beden de Bulunur:))

doing exercise clipart ile ilgili görsel sonucu

Ayy kilo mu aldım ya?
Muffinlerim mi çıktı?
Off göbek yaptım ya?
Basenler yine oldu leğen gibi ya...

Hayatım boyunca bu cümlelerden kurtulamadım...Evet aşırı kilolu olmasam da genlerden gelen bir biçimsizlik var şimdi kabul edelim...Bir öğrencim bana "Yooo hocam öyle kilolu değilsiniz"demişti.
"canım sen vesikalıktan görüyorsun beni ama "
"Bi kalkın hocam,zannetmiyorum kilolu olduğunuzu."
Ben kalkınca,
"He evet hakikaten öyleymiş."
"Senin ağzını burnunu buruştururum lenn..."
Yok ama haklı yani.Yukarıya bakarsan bişi yok,alt kendi başına bir cumhuriyet.Yani nasıl diyim?Yukarıdan sıkılmış diş macunu gibiyim:))

Spor mu?Valla hiç aram yok.Gerçi gençken daha uzaktım spora.Şimdi daha bi sıcak bakıyorum.(Tabii kilo aldıkça daha sıcak bakmak zorundayım)Doğru beslenme düzgün spor.Bunları biliyorum ama yapamamıyorum.

Eskiden beri hızlı yemeye mecburdum.Okula yetişirken,servisi kaçırmamaya çalışırken,derse ve işe yetişmeye çalışırken...Ve genellikle ne bulursam yiyordum.Sabah giderken poğaça ya da simit,öğlen ne bulursam,gece de eve dönünce evde ne varsa.Ekmek yemememe rağmen kilo almıştım.Düşünün bir de yeseydim ne olurdu?He bir de çayı şekersiz içiyorum tabii.O da var.

İlk kez spora üniversitede gittim ve daha sonra da eski eşimin askere gittiği dönemde.O askerlik sırasında gittiğim spor gerçekten işe yaradı ve biçimli bir şekilde kilo vermiştim.Tam 12 kilo.

Ama üniversitedeki tam bir faciaydı...Üniversitenin harika bir fitness salonu vardı.Ve biz paraya kıyıp arkadaşımla oraya yazıldık.çantalarımızı hazırladık,yeni spor ayakkabılarımızı giydik,spor kıyafetleri filan.Off bir de bir yakışıklı çocuklar vardı.Biz de onlara hava ata ata spor yapmayı planlıyorduk.

Ama tek sorun aletleri nasıl kullanacağımızı bilmememizdi.Öyle aletler vardı ki acaba neresine bacağımızı neresine kolumuzu koyacağımızı bilemediğimiz.Aslında normal oturup ayakları aşağıya uzatarak ayaklarla ağırlık kaldırma aletini biz amuda kalkarak arka bacakları çalıştıran bir alet olduğunu sanıyorduk mesela.Hoca gelip düzeltmişti.Etrafımızda baya profesyonel sporcular vardı.hepsi kaslı kaslı...Kızlar da incecik...Biz de iki leğen popo orda zayıflamaya çalışıyorduk.Önce yürüme bandına gidelim dedik.Çalıştıramadık.Düğme nerde?Hızını nasıl ayarlıyoruz?derken hocamız geldi ve yardım etti.Bizi bindirdi sağolsun...:)))

Karşımızda büyük ekran,kulağımızda müzik,içerisi ne sıcak ne soğuk...Oh mis...Toplam 5 adet yürüme bandı vardı ve ben öyle dalmıştım ki yürümeye.Yanıma ne zaman baksam kişiler değişiyordu.Arkadaşım da bisiklete geçmişti.Bir baktım ki be yürüyeli 3,5 saat geçmiş ve arkamda neredeyse sıra olmuştu.Artık hoca gelip beni uyarmıştı,"inin" diye.İyi tamam hoş ta bu kadar yürümeden sonra inmek te kolay değildi ki.Yavaşlayıp durmak lazımdı.Öyle yaptık nihayetinde ama bacaklar yürümeye alıştığı için,banttan indiğimde de istemsiz yürüyordum:))Arkadaşıma beni durdurup,oturtmasını istedim.

20 dk.ara verdikten sonra başka aletleri denemek istedim.Tabiii yapma yapma u zamana dek spor,bulunca da bokunu çıkart.Akşama dek spor yapacaktım:)))Ben içbacak alıştıran alete binmişken,arkadaşım ilginç bir alet dikkatini çekmiş ve ona gitmişti.Nasıl bir alet?Muhtemelen bir adı vardır ama ben de bilmiyorum.Şöyle tasvir edeyim size.Çelikten geniş bir kiriş düşünün.Sağ ve sol tarafında ağırlıklar var,ayarlanabilen.Ve o ağırlıkları çekmek için de kollar var.Muhtemelen ağırlıkları ayarlayıp ortada durarak çekiyorsun ve kollarını çalıştırıyorsun.Tabii bizim akıllı da bunu çözmüş ama maalesef ağırlıkları ayarlamayı unutmuş ve tabii oradaki yakışıklılara hava atıcam derken bozuntuya vermeden her iki koluna da ağırlıkları almış.Tabi o kadar ağırlığı çekemeyince kollar iki yana gerilmiş.Yüksek ses te müzik var.Ben duyana dek onun sessiz çığlıklarını baya bi zaman geçti,bir baktım ki alnından boncuk boncuk terler akıyor.
"Ya naptın sen?"
"Zeynepppp,kurtar allahaşkına ama belli etme."
"Lan belli etmemesi mi var.Ayrılıcan şimdi ortadan ikiye."
"Çabuk çabuk ya.Taşıyamıyorum.Yırtılıcak kollarım."
"Ya arkadaş bilmediğin aleti ne kullanırsın?Sorsana hocaya "
"Ya konuşam Zeynep,kurtar beni."
"Bak şimdi bu elindekini ben alınca sen diğerine iki elinle yapış ve çek ki kirişe yapışma."
"Tamam."
"1....2...ve 3..."
Güüüümmmm,paaattt....
Ve tabii ki ağırlıklar bize göre olmadığı için benim plan da suya düştü.Ağırlıktan ben bir kenara o diğer kenara yapıştı.

O kurtulduğu için mutluydu.Hemen eşyalarımızı toplayıp soyunma odalarına gittik.Üzerimizi değişip oradan bir daha gelmemek üzere uzaklaştık.Üyelik yadı ama olsun,karizma bundan daha fazla çizilmemeliydi.

Arkadaşım kollarını 1 hafta tam randımanlı kullanamadı.Ben de 3 gün bacaklarımın ağrısından uyuyamadım.Muhtemelen spordan tiksinmemizin sebebi de bu.

Ama yüzme olsun...Bakın nasıl yüzüyoruz.Ben küçükken 2 sene yüzme kursua gitmiştim.Çok acılı olsa da güzeldi.Babam yüzünden geç kalırdık ve geç kaldığımız dakika kadar şınav çekerdik.Tabii yüzmeye hal kalmazdı.Ama yine de yüzmeyi tüm sporlardan daha çok seviyorum.Allahtan oğlum da çok seviyor.Onu 4 aylıkken yüzme kursuna götürmüştüm 2,5 ay.Ve gayet güzel yüzüyordu benim yardımlarımla.Bu tatile gittiğimizde de denize sıcak,soğuk derin,sığ demeden cesaretle giriyordu.O da seviyor suyu annesi gibi.

Umarım diğer sporları da sever ve dengeli beslemeyi hayat felsefesi haline getirir.Bu konuda annesine benzemesin...

Diş macunun yanına bir diş fırçası lazım çünkü,2.diş macunu olmasın:)))

O zaman şöyle diyelim;
Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur:)

Ne bileyim nasıl bitireceğimi bilemedim işte...

RESİM ALINTIDIR.

26 Ağustos 2016 Cuma

Sylvester Stallone Benim Öğretmenimdi,Valla Bak!:))

vocalization clipart ile ilgili görsel sonucu

Film izlemeyi çok severim.Üniversitede bol vaktim olduğu için baya baya film izledim.Yani hepsi olmasa da bir çok filmi severim.Bir de filmi izlerken karakterleri kimler canlandırmış,yönetmeni kimmiş,onları bizim dilimizde seslendiren kimmiş?

Aslında filmi güzel kılan da seslendirenlerin doğru seçilip,seslerinin karakterlere oturması ve artık o sesin o karakterle benimsenmesi.Mesela Tom Cruise diyince aklıma Sungun Babacan,Fred Çakmaktaş diyince Sezai Aydın,Bugs Bunny diyince de Serkan Altunorak geliyor...

Bir ara ben de bu işe merak sardım.Yani meslek olarak değil ama eğlenceli gibi gözüktüğü için denemek istedim.Üniversiteden döndüğümde Türkçe'yi çok iyi konuşamıyordum.O kadar şahane öğrendim ki İngilizceyi...Yani benden daha iyi konuşan olamazdı...dediğimi düşünmeyin.Sadece öğretmenlerim sürekli ingilizce konuşturdular bizi okulun her yerinde.Haliyle Türkçe kelime aklımdan geçiyor fakat dışarı kelimeler "Şey,şeyi,şeyden..." olarak çıkıyordu.Bu yüzden bir diksiyon kursuna gittim.Araştırdım ve en iyisini buldum.3 ay boyunca diksiyon dersleri aldım.Ama nasıl zevkli ve nasıl güzel bir kurstu o.Bir sürü sektörden insanlar vardı.Bir okul müdürü,bir fizik tedavi uzamanı,bir gazeteci,bir muhasebeci,bir reklamcı,bir doktor,bir mühendis,bir cam sanatları uzmanı ve bir öğretmen(ben)...Ne dersler yaptırdılar ama bize.Diyafram nefesi kullanmak için bize yakından ve uzaktan mum üfletmeler...Yakındaki mumu üfleyerek hemen söndürebiliyorduk ta mum uzaklaştıkça bizim nefesler de tükenmeye başladı.Ve dersin sonunda herkes yerdeydi.Başımız döndü,elimiz ayağımız titredi ama gülmekten çatladık.Canım Müge Oruçkaptan bize doğru söylediğimizi düşündüğümüz kelimelerin yanlış olduğunu söyleyerek doğrusunu öğretti.Hükümet kelimesini bir türlü söyleyememiştik.En sonunda bendeniz bunu başarmıştım.HükÛmet olarak söyleyebilmiştim.Daha sonra Altan Erkekli şiirler üzerinden giderek ses tonumuzu kullanmayı öğretmişti...

Çok güzel zamanlar geçirmiştik.Ve ben işten sonra direkt kursa geliyordum.Haftada 2 gündü.Ben haftasonunu seçmiştim.Çünkü haftaiçi işten sonra formasyon derslerine gidiyordum.3 ayın sonunda bizden bir bölüm seçmemizi istemmişlerdi.Tiyatro,seslendirme ve şarkı söyleme...

Çoğumuz seslendirmeyi seçtik ve iyi ki seçmişiz.İlk dersi merakla bekliyorduk ve kim geldi dersiniz?Sungun Babacan...Ağzımız açık kaldı ve sırf onu dinledik.Önce bir filmden bir kareyi birkaç kere izliyorduk ve elimize text veriliyordu.Sonra da stüdyoya girip o karakterleri biz seslendirmeye çalışıyorduk.Sonra da seslerimizi dinliyorduk.Ama ne gülüyorduk anlatamam.Çünkü orjinal seslendirenin yanında ya da yakınından geçmiyorduk.Detone olanlar,soru sorma ses tonu yapacakken normal cümle kuranlar,ya da cümleyi kaçırıp kıs,kıs gülenler...

Daha sonraki dersimize...Sezai Aydın geldiii...Gözlerimizi kapatıyoruz Fred Çakmaktaş...Bir kapatıyoruz Sylvester Stallone...Harikaydı.Dersler hiç bitmesin istiyorduk.Ve Sezai Aydın bize sordu;
"Benimle birlikte stüdyoya kim girmek ister?"
Tabii ki onun sesinin yanında ezileceğimizi ve yapamayacağımızı biliyorduk ama dedim ki Zeynep bu fırsat bir daha gelmez.
"Ben gelirim hocam." dedim.
"Tamam hadi gel." dedi.
Keanu Reaves ve Cameron Diaz'ın bir filminden ufak bir sahneyi seslendirecektik.Benim tek avantajım ingilizce bilmemdi.İngilizce söylenen bir cümlenin ne kadar uzunlukta olacağını bildiğim için Türkçe cümleleri ona göre yayıyordum.Ama gel gör ki,sadece buydu benim iyi olduğum kısım.Adam bir cümle okudu.Ben de yanında miyav miyav miyav...şener Şen'in filmindeki "Domates,domates...e domates..." der gibi miyavladım resmen.

Ve stüdyodan çıktık.Sesimizi dinledik ve gülmekten yarıldık tabiri caizse.Ama bu deneyim bile güzeldi.

Seslendirme kursu bitiyor diye çok üzülmüştük ama bu kurs bize iş imkanı da sağlıyordu.Demo Cd doldurup,şirketlere gönderiyorlardı.Fakat tek dezavantaj bu işlerin farklı şehirlerde farklı stüdyolar olması.Mesela sizi arayıp,"Hemen Ankara'daki şu stüdyoya gelmelisin..." Ya da "iki saat içinde İstanbul'da ol" demeleri.Başka bir işin olmayacak ki bu işle ilgilenebilesin.Ama bizim başka işlerimiz de olunca bildiğim kadarıyla hiçbirimiz bu işi ilerletmedik.Sadece bir arkadaşımız bir çizgi film karakterini ve bir kaç kararkteri seslendirdi.Hala devam ediyor mu bilemiyorum.Keşke devam etse de biz de "Aaa bak bu ses var ya...Benim arkadaşım!" desek.

Ama çok güzel arkadaşlıklar edindim.Ertesi yıl düğünüme bile gelen arkadaşlarım oldu.Daha sonra sosyal medyadan birbirimizde ekli olduğumuz için bağımızı uzaktan da olsa hiç kopartmadık.Hep haberleştik.Herkesin farklı yaşamları ve farklı hayatları vardı.Herkes birbirine saygı duydu ve kimse kimseye arayıp sormadığı ya da yüzyüze görüşmediği için alınmadı.

Seviyorum böyle saygı duyulan ilişkileri.Zaten bütün ilişkiler aslında saygı üstüne kurulu değil mi?Ya da biten ilişkiler artık saygı olmadığı için bitmiyor mu?

Herşey saygı duymakla başlıyor,sonra sevgi geliyor...Sevgi herşeyi çözmüyor...Gördüm,denedim,deneyimledim.Olmuyor.Karşılıklı saygı olmalı...Ben de sadece saygı duyan bir taraf vardı.O da karşı taraftı.Karşı taraf bir tek kendine saygı duyuyordu:)))

RESİM ALINTIDIR!

25 Ağustos 2016 Perşembe

Astım Kestim:))


asthma clipart ile ilgili görsel sonucu
Ben bir astım hastasıyım.Ama doğuştan değil.Doğuştan bi kafadan çatlaklık var,genlerde de var kabul ediyorum da.Astım olduğumu taaa evlendikten 1-2 yıl sonra acı bir krizle farkettim.

Evlendikten sonra buraya taşındım ve eski bir caddede bulunan bir dersanede çalışmaya başladım.Harika insanlar tanıdım,öğrencilerimle güzel güzel ders işliyorduk.Evet çok çalışıyorduk belki saat gece 11'de geliyordum eve,ama zevkliydi.Çünkü tanıdık arkadaşlar da vardı ve sohbet  muhabbet harikaydı.Ama derken fiziki şartlar zorlaşmaya başladı.Kış mevsimi gelince dersae baya soğumaya başladı.Kaloriferler ancak kendini ısıtıyordu.Klimalar çalışmıyordu ama müdürümüzün odasındaki her ne hikmetse çalışıyordu.Bak sen şu işe.Koskoca binada bir tek o bozulmamıştı.Aslında müdürümüzü severdim.Çok adil ve çok iyi bir insandı.Ama maalesef orada çalışınca üstlerinin dediklerini yapmak zorundaydı.Ben hasta olunca da bir tek o aramıştı beni,idareci olarak.

Bir gün öğretmenler odasında oturuyoruz.Tüm şubelerin müdürü o gün ziyaretimize geldi ve bana dedi ki;
"Erkek adam montla oturur mu bu havada ya..."
"Acaba erkek olmadığım için böyle oturuyor olabilir miyim?" diye karşılık verince hiç beklemiyordu tabii,bozuldu.Ama donuyorduk bildiğiniz.Çoluk çocuk eldiven,atkı ve montla ders işliyorduk.Çocuklara hareketli aktiviteler yaptırıyordum ki ısınsınlar.Çay filan alıyorduk çocuklara.Şimdi diyeceksiniz "E bu çocuların dili yok mu?Neden söylemiyorlar?" onlar işin eğlencesindelerdi ve hareketli oldukları için ısııyorlardı.Ama biz onlar kadar koşuşturmadığımız için etrafta donuyorduk.Ve herkes yavaş yavaş hastalanmaya başladı.Önce hafif faranjit,gripal enfeksiyonlar,nezleler,alerjiler...

Ertesi hafta dersanenin sahibi gelip;
"Arkadaşlar burada işçi ve iş veren olarak değil,abi kardeş olarak konuşalım.Bizi eksiklerimizi söyleyin ki biz de tamamlayalım.Korkmayın,çekinmeyin."
Baktım kimseden ses çıkmıyor.Ben dalayım dedim konuya.
"Ben bir şey söyleyeceğim.Herşey harika.Dersler,iş arkadaşlarım,işleyiş filan ama çok soğuk.Yani soğuktan donuyoruz.Bazen ders bile yapamıyoruz."
"O zaman sayın hocam,merdiven inin çıkın.Hem de kilo verirsiniz."
Len Zeynep 30 kişi konuşmadı bi bildikleri var heralde dimi.Ne kefal gibi atlıyon.Al sana cevap işte.
Etrafım bi baktım acaba bana mı dedi yoksa ben farketmedim de başka biri daha soru sordu da ona cevap verdi diye.herkes benim o halime gülünce anladım tbaii bana söylediğini.Arkadaş bu zihniyetteki bir adam şimdi ben orda amuda kalkıp ta bir şeyler anlatmaya kalksam anlamayacak.Ama hep arkadaşlarıma "ben kesin sömestrda hastaneye yatarım bu gidişle" diye dalga geçiyordum.Ama gerçekten de öyle oldu.
Tatile girdiğimiz gün ben fenalaştım.Ciğerlerim zaten dolmuştu,hırıl hırıl.Bir haftadır antibiyotik kullanmama rağmen bir işe yaramamıştı.Halim yoktu ve artık nefes te alamamaya başlamıştım.Nefessiz kalınca hemen dahiliyeye gittim.Eski eşim aldı beni götürdü hastaneye.Ama bir şey çıkmadı.Hemen yeni bir antibiyotik verip yolladılar.Eve geldim halsiz yatıyorum.İlaçlarımı alıyorum arada yemek te yemeye çalışıyorum ama nefes alamıyorum ki.Sürekli derin nefes almaktan da yoruluyorum,başım dönüyor.O gece hastaneye tekrar gittik.Hastanedeki nöbetçi doktor uyuyordu ve uyandırdığımız için bizi neredeyse azarladı.Ben üşümekten battaniyeye sarılmışım,Nefes alamıyorum ve konuştukça öksürüyorum.O dedi ki;
"Bakacak mısnız eşime bakmayacak mısınız?"Ayy ne iyiymiş kızz...Ben boşuna mı boşuyorum acaba bu adamı:))))))))))Ayyy şakası bile kötü be:)))
"Ya şimdi daha önceden gelmemişsiniz,sıkışınca geliyorsunuz?"
"Ne demek yani,gidelim mi?"
Geldi muayene etti ve dedi ki;
"Hiçbir şey yok.Panik atak var sende.Bi rahatlatıcı serum yapıcam."
"TAmam." diyebildim.
Serumu yaptı ve eve gittik.Sadece o gece rahat uyudum ama ertesi sabah yeniden başladı.Ve dedim ki artık iyi bir doktora gidelim ölüyorum ben.Dahiliyeye gittik yine,kenar köşe hanımın tavsiye ettiği ve burada ismi bilinen bir doktora.O kadar ilgilendi ki benimle.O koltukta oturup telefonuyla oynarken,adamcağız beni ordan oraya geçirip sırtımı,göğsümü dinledi.Film çekilmesi için yardım etti.Kulağıma,boğazıma filan baktı.Tırnaklarımın ve ellerimin rengine dek baktı anlayacağınız.Ve sonuçlar geldiğinde bana;
"Tahmin ettiğim gibi Zeynepcim.Senin astımın var."
"Astım mı?"
"Evet."
"E ama hiç yoktu böyle bir şey bende."
"Olabilir.Astım doğuştan genlerden de gelebilir.Sonradan da çıkabilir.50 yaşında ortaya çıkan astımlar var.Soğuğa karşı da alerjin var."
"Heee..."Çok şaşırmıştım.Hemen aklıma ilkokulda ağır astım hastası olan arkadaşım geldi.Halası elinde oksijen makinesiyle dolaşırdı hep okulda.Ve arada makineye bağlarlardı.Onu düşününce kötü oldum.Ve ilk defa soğuğa karşı alerjisi olan duydum.

"Korkma dedi ama önlemimizi alacağız.Öncelikle hemen yatışını yazıyorum.En az 10 gün.Eğer karda yatsaydın seni daha çabuk iyilştirirdim.Nasıl yaptıysan bunu kendine?Çok yorulmuşsun ve çok üşütmüşsün."
"Evet."
"Tamam hoca hanım şimdi hemen ayarlasınlar ve sen de geç yatağına."
Hemen yatışım yapıldı ve annemi aradılar.Annem geldi,kadın perişan oldu tabii öyle görünce beni.10 gün boyunca serumlar,antibiyotikler,ağrı kesiciler,vitaminler,oksijenler verildi.Uyku haramdı.Tam uyuyorum hoop gelip iğne,hopp serum...Artık damarlarım yanıyordu.Kolumdan açılan damar yoluna verilen antibiyotik kolumu ve sırtımı çok ağrıtıyordu.Artık bağıra bağıra ağlıyordum.

Bu arada okul da beni arayıp serumla dahi olsa okula gelmemi istemişti.Yok artık demiştim.Öleyim o zaman,alın cesedimi tavana da ipler asın beni kukla gibi oynatın.O ne ya sırf öğretmen olsun sınıfta diye...insa düşünmeye utanır be bunu...Ama onlar söylediler bile...

10 gün sonunda doktorum 2 gün daha kalmam gerektiğini söyledi ve nihayet 12 gün sonunda iyileşmiş olarak hastaneden ayrıldım.En azından o kronik,böyle ciğerlerim ağzıma gelecekmiş gibi öksürmelerim bitmiş,rahat nefes alabiliyordum.Artık normal gripal enfeksiyona dönmüştü hastalığım ve evde tedavi olabilirdim.

İlaç listemi aldım ve eve gittik.Annem hep başımdaydı sağolsun ama o bundan rahatsızdı.E tabii kafasına göre takılamıyordu.Sırf kafasına göre takılmak için bana yardım edip anneme "Hani siz gitseniz de ben ona bakarım" mesajı verip kadını göndermeye çalışıyordu ve başardı da.He yemek te yaptı,bana evde baktı da.Ama hiç oturup muhabbet etmedik ya da astım krizleri geçirirken "Ya bişey olmaz.Bak geçer hemen"diyip geçirdi.

Eve taşınabilir bir oksijen makinesi almıştık.Verdiği ilaçları saatli almam gerekiyordu ve ben kendime bir çizelge yaptım.Vitamin,ağrı kesici,antibiyotik derken be günde 11 tane ilaç almaya başladım.EVet çoktu ama onlar sayesinde iyileştim.Çok zorlu bir süreçti.2-3 ay çalışamadım.Ama evde sıkılmıştım ve ben çalışmadan durabilen biri değildim.Hemn eski tempoma devam ettim ama fiziki şartları daha düzgün olan yerler seçtim.En azından sıcak olan.

Sonra gittim o doktora teşekkür ettim.Kimsenin bilemediği alerjilerimi ve hastalığımı o bilmiş,doğru teşhisle belki de hayatımı kurtarmıştı.Çünkü öteki türlü hayat kalitesi çok düşüyor insanın.Hiçbir şey yapamıyorsunuz.Ne oturayıp film seyredeyim,ne muhabbet edeyim.Öksürme sesimden herkes rahatsız oluyordu.Başta o olmak üzere...
"Canım ö..kusu ....hööö..ra ba  ö...kma ....hööö"
"Off hakikaten ya..."
Evet ben de sizin aklınızdan geçenleri geçirmiştim aklımdan.Ve biliyor musunuz bu boşanma sürecinde muayene olmak için aynı doktora gittiğimde bana "Zeynep alınma ama ben tövbe bismillah hiç ısınamamıştım ona.Sen burda ölürken o orda telefonla oynuyordu.Onun da heralde karakteri böyle dedim."
"Ahhh ahh bir bilseniz karakteri nasılmış."
"Neyse kurtulmuşsun ya sen ona bak."
"Evet aynen öyle..."

Bakar mısınız yani 40 yılda bir gördüğümüz doktor bile görmüş ne olduğunu da ben görememişim...Ama doğru karar vermişim demek ki...Herkes aynı fikirdeymiş...

Keşke evlenmeden önce hem göz doktoruna hem de kalp gözü doktoruna gitseymişim:))))

RESİM ALINTIDIR.

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Güzel Bir Yolculuk...


İspanya...Severim İspanya'yı da İspanyolları da...Yemeklerini,kültürlerini,insanlarını...evet insanları çok sıcakkanlılar.Aynı Türkler gibi.

Otobüsle Barcelona'ya vardık ve bol bol gezdik.Harika bir yerdi.Valencia'ya geçtik oradan Sevilla ve sonunda asıl görev yerimiz olan,festivalin yapılacağı Portekiz'e Porto'ya geçitik.Ve oradaki bir okul bizi karşıladı,hemen odalarımıza yerleştik.erkeklere bir sınıf kızlara bir sınıf ve diğer öğretmenlere bir sınıf vermişlerdi.Yatılı bir okuldu belliyki.Okul ağaçların arasında,bol oksijen doluydu.Bahçesi kocamandı ve çiçekleri vardı.Devlet okuluydu ve bizim devlet okullarına bin basardı.O akşam bize yol yorgunuyuz diye yemek yapmışlardı fakat maalesef domuz eti ve yağı kullanmışlardı.Biz biraz yiyip odalarımıza çekildik ve yanımızdaki konserveleri açıp yedik odada.Ertesi gün öğretmenler beni et almak için diğer görevliler ve bir öğretmenle çookkk büyük bir kasaba yolladılar.O akşam uyumamıştık kızlaral dedikodu yapmaktan.Çok güzeldi.20 kız aynı odada kalıyordu.Ama uykusuz kalmıştık ve ben kahvaltıdan sonra et almaya gitmiştim.Biz de kendi kültürümüzdeki yemekleri onlara yapacaktık.Ve orada kalma süremiz boyunca da et yiyebilmek için bir hayli fazla almalıydık.Gittiğimiz yer hem kesimhane hem kasap hem de büyük bir market kısmı vardı.Her hayvanı yiyorlar bir kere.Domuzar kancalarda asılı,kedi ve köpekler hatta tavşanlar derileri yüzülmüş fresh halde streçlenmiş satılıyor.Tabii ki biz kuzu ve dana eti alıp çıktık.O akşam biz de onlara dolma,mantı,börek,mangalda köfte,içli köfte filan yapıp sunduk.Tüm dünya yemeklerimize hayran olurken onlar beğenmediler.Üzüldük mü?Hayır.hepsini oturduk biz yedik.Erken yatmalıydık çünkü ertesi gün festival başlıyordu.Ben de standımı hazırlayacktım sabahtan.Annem 2 koli boncuk göndermişti.

Sabah erkenden kahvaltı yapıp standımı hazırlamaya başladım ve baya büyük ve gösterişli standımı kurdum.Boncukalrı dekoratif olarak sergiledim.Akşama doğru herkes folklör kıyafetini giydi.Ve bir tane de bana giydirdiler.Evet oynamıyordum ama ben de o ekiptendim ve belli etmek istiyordu öğretmenimiz.O gün birşeyler satmayı insanların pazarlığına karşılık vermeyi,ingilizce olarak malı satabilmek için karşı tarafı ikna edebilmeyi öğrendimm....Veee tüm boncukları sattım...Stadda bir tane bile kalmadı...Verilen bozuklukları saklıyordum ki telefon edebileyim anneme.Telefon klübesine gidip gidip " Anne ben şu ülkedeyim.İyiyimSiz ne yapıyorsunuz ..."gibi kısa konuşmalar yapıp iyi olduğumu söylüyordum.Kısaydı çünkü 1 euro 1 dakikada bitiyordu.Ve sürekli olarak para atıyordum.20cent...heh 20 sanıye daha uzadı diye seviniyordum.Onda da zaten " Anneanneme selam söyle,öpüyorum.Yine arayacağım annem "diyordum.

Festival bitince 2 gün daha okulda kaldık ve o günler içinde şehir merkezinde yerel ve popüler olan bir grup konser veriyordu.Allahım grup üyeleri ne yakışıklıydı.Sırf konuşabilmek için yanımıza gitaristi çağırmış ondan Türkiye için bir parça söylemesini rica etmiştik ve ilk parçasnı bizler için söylemişti.Portekizceydi,anlamadık ama olsun.Konuşmasalar da olurdu.öyle dursalar da yeterdi yani...

He bu arada ispanyol ve italyan erkekleri hakikaten yakışıklılardı.Otobüsten inerken o muzip öğretmenimiz bize "Kızlaarrr....cennete geldik.Welcome to the handsome men's world" diye anonslar yapıyordu.Ama ispanyollar bir tane yani.Portekizliler bildiğin emekli,yaş aralığı genellikle 35-90 arası olan bir ülkeydi biz gittiğimizde.Nüfus patlaması oldu mu bilemem ama.Ve Karadeniz gibi br yerdi Portekiz.Yeşillik içinde,bol oksijenli bir ülke...Oksijenli ülke de ne demekse,gazlı bez der gibi:)))

Okulda edindiğimiz arkadaşlar ve yetkililere teşekkürlerimizi sunup vedalaştık ve dönüş yoluna geçtik.Aynı güzergahı biraz değiştirerek ve denize de girerek,pardon okyanusa:))) gerisin geriye geldik.Tabii dönüşte Milaaaano'ya uğradık.Monacco'da F!'in yapıldığı pisti gezdik.Futbol sahalarını gezdik.Başkentlere gittik sadece Paris'e çıkamadık.Çünkü çok yukarıda ve uzakta kalıyordu.Maalesef Fransa'da o kadar zamanımız yoktu.İspanya'da bu arada denize girelim diyip plaj ararken yanlışlıkla da çıplaklar kampına şezlong açmamız da harika oldu.Biz bikinilerle bile kapalı kaldık.Tabii ki grubun erkekleri ellerinde fotoğraf makineleri gizlice çekim yapıyorlardı:)))Ama milletin umrunda bile değildi.Rahat insanlar arkadaş...

Hatta bir amcam vardı orada.Birkaç şezlong yanımızdaydı.Denize girmek için kalktığında aslında mayo değil tanga giydiğini farkettik.Yaşı ben diyeyim 60 siz deyin 70 yani...Hani artık giymese de olur diyeceğim ama iyi ki giymiş...O kadarını kaldıramazdık heralde.:))))

Dolu dolu gezdik,bol bol alışveriş yaptık.İspanya'da 4 büyük alışveriş merkezine girip bol bol parfüm aldık.

Yani anlayacağınız ben annemin emek verip yaptığı boncukları kendim satarak onların parasını dönüş yolunda yedim:))

Hayatımın en güzel yolculuğuydu.otobüste yattık,bazen sıcak oluyor diye-şoförüne haber vererek- tırların altında dizildik,yattık.Dönüş yolunda Olympos dağında kocaman bir yabandomuzu ile krşılaştık ve yolumuzun ortasında durdu.İlk defa o kadar büyük bir domuz görmüştüm.Otobüsü hareket ettirmemize ve onu korkutup üstüne sürmemize rağmen kıpırdamıyordu.Çözüm ne mi bulduk?Tam Türk aklı.Birden bire tüm erkekler otobüsten gürültüyle inip üstüne gittiler,hayvan korktu ve kaçtı:)))Çok ilginç anılar birikti,çookkk...Güzel insanlar tanıdım...

Ve ben bunların hepsini aslında anneme borçluyum.Çünkü paramız yoktu ve ben o sene sömestr tatilinde Türkiye'ye geldiğim için annem beni karşılamak ve sevindirmek adına en sevdiğim yemekleri yapmış ama en son telefon çalıp ta konuşmaya daldığı için ocaktaki yağı unutmuş ve mutfağı alevler kaplamıştı.Ve alevler iyice yayılmış,tüm mutfağı yakmıştı.Annem apartman koridorunda bulunan yangın söndürme tüpünü alıp söndürmüştü ve her yer köpük her yer is olmuştu.Eve geldiğimde annem beni mis gibi evde,mis gibi yemeklerle karşılamak isterken isli ve köpüklü karşılamıştı.Çok üzlümüştü ama önemli olan onlara bir şey olmamasıydı.Aylarca o koku çıkmadı evden ve allahtan ev sigortalıydı.Mutfakta çok az eşya vardı.Ocak ta yanmıştı.Yemek yapmak için tekli ocak satın alıp kullanmıştık.Sigorta mutfağı yenilemek için anneme bir miktar ödeme yapmıştı ve bu da tam benim yurtdışı paramdı.2000 tl kadar.Annem mutfağını yenilmek yerine beni o parayla yurtdışına göndermişti.
"Mutfak yapılır.Sen merak etme.Ama yurtdışına her zaman gidemeyebilirisn.Bir daha şansın olmayabilir.Gitmelisin..."demişti.

İyi ki göndermişti beni,iyi ki vardı.Ne varsa annelerde var...Radikal kararlar alıp,çocuklarının geleceğini değiştiren annelerde...

RESİM ALINTIDIR.

Abla,Türk Müsün?


Milano...
Nasıl okudunuz?Ben gibi Milano mu yoksa Milaaano diye mi?
Yakın bir arkadaşım tatilde yurtdışına gitmiş ve okulda bana nereye gittiğini anlatırken farklı bir milletten olan diğer arkadaşım ;
"Noldu?Nereye gitmiş?"
"Milano."
"O neresi ya?"
"Milano ya İtalya'da değil mi?"Bir an kendimden şüphe ettim,coğrafya bilgimden:)
"He Sen Milaaano diyorsun."
"He yok ben bebek bezi markası söyledim,Milano:)"

Vay arkadaş ya okunuş ne önemli değil mi?Ama gerçekten de değiştiriyor.Milano diyince çok basit,Adana gibi.Milaaano diyince heheyyyttt...Koskoca İtayla lennn...

Söyleyemiyorum ama ben de gittim İtalya'ya.Bak daha şehirleri söyleyemiyor bir de gidiyor:))
Üniversite 1.sınıfın sonuydu.Apartmandaki arkadaşlarımdan biri bana okulla birlikte folklör grubunun yurtdışına gideceğini ve otobüste 1 kişilik yerin olduğunu söyledi ve bana gelmem için teklif getirdi.Annem de "Hemen gidiyordun" dedi.Çünkü normalden çok daha ucuza gidiyorduk.Otobüsle 5 ülke 1,5 ay:)Nasıl maceralı ama anlatamam.Annem giderken yanıma para da vermişti ama ben folklörün F'sinden anlamadığım için annemin yaptığı boncuklardan almıştım ve Portekiz'deki festivale stand açmak için yanımda götürmüştüm.

Telefonum yurtdışına açık değildi ve ben de almadım.Bir de kaybedersem diye.Annem yanıma 300euro vermişti.Bir şey olursa da öğretmenden almamı ve annemin de ona takviye yapabileceğini söylemişti.

Nasıl heyecanlıydım.Acaip bir yolculuk olacaktı.Birkaç kişiden başka 50 kişilik otobüste kimseyi tanımıyordum.Yanımda da tanımadığım ama sonradan birbirimize çok ısınıp birlikte gezdiğimiz bir arkadaşım vardı.

Çıktık yola...İstanbul-Tekirdağ...Durdul ve tabii ki köfte yedik söylemesi ayıp...Daha sonra Malkara-Keşan-İpsala ve kaldırımların rengi değişmeye başladı.Kırmızı-beyazdan mavi-beyaza geçti.Çok değişikti.İşte yurtdışındaydık.Yumamistan'da hemen otobüsü durdurup vize,pasaport ve bagaj kontrolü yaptılar.Yola devam ettik...Komotini'den geçerek Kavala'ya geldik.E Kavala kurabiyesi yemeden olmazdı:)Thessaloniki ile devam eden yolculuğumuzda İgomenista'dan İtalya Brindisi'ye feribota bindik.Hala uykumuz yoktu fakat feribotun kalkması zaman aldı.Dolmasını bekledik ve bu da 1 günümüzü aldı.Yani 1 gün sonra İtalya'daydık.Fakat bizi otobüsçe geminin alt kısımlarına aldılar ve bulunduğumuz odanın kapısı kilitlendi.Neyse dedik sorun yok.Yiyecek var,içecek var.Tuvalet de var.Yatalım biraz.Herkes konuşurken uyuyakalmıştı ve klimalar biz uyurken açılmış biz de farkına varmamıştık.Hepimiz ölü gibi uyumuştuk.Sabah uyandığımızda-Allahtan uyanabildik-heryerimiz tutulmuştu.Donuyorduk.Kapıyı gelip açmışlar mıydı ne?Açılmıştı kapı ve biz güverteye çıktık.Güneşte kemiklerimiz ısındı ama hala uçsuz bucaksız denizdi heryer...Bir kaç saat sonra Brindisi'ye varmıştık ve otobüse binip direkt olarak bir benzinliğe gitmiştik.Oradaki benzinlikler buradakilerden çok farklıyıdı.Burada şehirler arası bir yolda tuvalete bile girmeye mide kaldırmazken orada duş bile vardı ve tertemizdi.Neyse yolumuza devam ettik ve Bari'ye vardık.Napoli'de durup biraz gezdik.Daha sonra tabii ki Roma'ya gittik ve orada yaklaşık 3-4 gün kaldık.Nerede kaldık?Otobüste tabii ki.Geniş bir alana çektik otobüsü ve orada yattık.Nasıl güzeldi Roma.Aşıklar Çeşmesi,4 nehir çeşmesi,Vatikan,Venedik...Tek başıma gezmeyi tercih ettim genellikle.Arkadaşlarla da gezdim fakat ingilizcemi pratik etmek adına tek başıma dolaştım.Arkadaşlarla gidip pizza ve spagetti yedik.Çok güzel ve ilginçti.Daha sonra Aşıklar Çeşmesi'nde Roma dondurması yedik.Hani Türkiye'de bazı dondurmacılar roma dondurması diyor ya,yalan.Bu dondurma çok farklıydı.Çilekliyse biildiğin çilek yiyorsun,çikolata ise bildiğin çikolata...Yani hiç öyle krema tadı ya da süt tadı gelmiyor.Külahlar da aromalı tabiii.Neyse dondurmam bitince,elbette o çeşmeye ben de para attım.1 euro yu,dilek tutum ve arkamı dönerek fıralttım attım,aaa bi baktım bana geri geldi."Bu ne be?Böyle şans mı olıur?Niye geri geldi ki?Olmayacak mı dileğim yani?"diye düşünürken kalabalığı farkettim ve elinin ayarını yapamayan birinin parasının bana geldiğini düşündüm.Yani öyle düşünmek istedim,daha mantıklı geldi de:)))İspanyol Merdivenleri'ne gittik dizildik oturduk.Sohbet muhabbet ettik.Sonra gittik otobüse ve uyuduk.Otobüs sıcak gelince gittim dışarıda çimenlikte kefal gibi sıralanmış bizim tayfaya baktım ve birinin yanına sıkışıverdim.Sabah bir kalktım ki hepimiz bembeyazız.Üzerimize çiğ yağmış.Buz gibi,herkes öksürüyor.

Yeni bir gündü ve gezmeye hazırdık.Bugün Venedik'e gidecektik.Giittik ve gondola bindik.Ama içimiz yandı yani.20 euro idi 15 dk.sı.Bir daha gelemeyebiliriz diye düşündük -ki iyi ki öyle düşünmüşüz-bindik.Çok güzeldi.Sokakları arasında gondolla dolaşıyorsun.Hani tanıdık olsa biri,"Ayşe teyzemm çamaşırları topla bak,düşecek he." ya da "Anne bana salçalı ekmek versene" derdik yani.İndik ve gezmeye başladık.Ben öyle ağzı açık bir şekilde etrafa bakınırken bir de baktım ki kaybolmuşum.Her sokak ta birbirine benziyor.Hepsi aynı meydana çıkıyor.E 5-6 saat vakit var.Hep aynı yerde dolaşmayayım dedim.Otobüse binip gidip gezeyim dedim.Gittim ve otobüs bileti aldım ve bindim.Gittim uzaklara...Ve bir de baktım ki NIKE OUTLET.offf süper.içeri bir girdim ki,süper fiyatlar var.10 euro ya yıllarca giydiğim ayakkabımı aldım.Lacivert-beyaz bir sppor ayakkabı.Sonra otobüse binip geri geldim.Venedik'ten ne alınır?Tabii ki maske...Heryer maske dükkanı.Ama öyle böyle değil.Nasıl güzel maskeler var.El işçiliği hat safhada.Ama çok pahalılardı.3 tae alabildim ve gözüm gibi korudum onları.Ama ilginç olan maske satın alırken ;
"How much is that mask?" diye sorduğumda
"Abla Türk müsün?"cevabıydı.
"Bana indirim de yaptı sağolsun.Türk işte.Kan çekiyor demekki.Ama nereden bileyim meğer orayı da işgal etmişiz.Heryer Türk müş.Maskeleri aldıktan sonra gece canlanan caddede gezip sokak sanatçılarını izledik ve otobüse gidip bizimkilerle sohbet ederken uyuduk.

Ertesi gn kalktık ve Vatikan'a gittik.Arkadaş Papa da biliyor valla nerede yaşayacağını.İÇine bal dök yala.Hatta dilin yerleri pisletebilir bile o kadar temiz ve görkemli.Yani insanlar kiliselerine çok önem veriyorlar,nasıl koruyorlar.Askerleri bile farklı giyinimli ve çok korunaklı bir yer.Kütüphanesi filan harika.Oksijensiz ortamda korunuyor tüm orijinal kitaplar.Camlı bölmelerde.Misal Da Vinci'nin eserleri...Zaten filme de konu olmuştu...Hey gidi Tom Hanks...Yok be ölmedi adam ben öyle adamı andım:)Kulakları çınasın Tom'un.Çok severim...

Vatikan ve 4 nehir Çeşmesi bizi yormuştu.Her yer tertemiz,hatta çöpçüleri bile kadındı ve tertemiz giyimlilerdi.Yolda bir tane izmarit ya da tükürük göremezdiniz.Ama tam Vatikan'ın önünde Türk işportacılar vardı ve polis gelince hemen toparlanıyorlardı:)))

Otobüse dönmüştük ve son güne uyumuştuk.Ertesi gün bizi Gardeland diye bir lunaparka götürdüler ve 1 gün orada konakladık.25 euro giriş ücretiydi ama tüm gün istediğimiz alete binebilirdik.Zaten elimize bir harita verdiler.Ben nerede adrenalin yüklü nerede en tehlikeli aletler var onalra defalarca bindim.Çok güzeldi.Çok eğlenceliydi.Manyaklığım buradan da belli yani...Ekşın ekşın ekşın...Aman sabahlar olmasın...

Artık İtalya'dan ayrılıyorduk ve Fransa'ya doğru yola koyulmuştuk.Yorgunluktan cılkımız çıkmıştı ve otobüste herkes uyuyordu,1 kişi hariç.O da okulda bulunan en muzip öğretmen.Kadın üşenmeden hepimizi elindeki göz kalemiyle boyamıştı.50 kişiyi birden.Birimize kaş birimize ben birimize bıyık ve sakal çizmişti.Bir kişinin uykusunun çok ağır olduğunu bildiği için ona traş köpüğü sıkmış,tüm yüzünü kaplamıştı.Fransa'ya vardığımızda bir istasyonda durduk.Herkes birbirne bakıp gülüyordu.Ama biz otobüsten bir indik,milletin bize bakışları daha ilginçti."Bunlar ne be?Hangi milllet bunlar?" diye bakışlar.Bir de zar zor çıkan bir kalemmiş,yıka yıka çıkmadı yahu.
Siena,Livorno ve Pisa:)Pisa'ya uğramadan olmaz.Ama öyle hayalimdeki kadar uzun ve gösterişli bişey değildi.Hikayesi güzeldi.Binanın yıkılmasını durduran 15 Türk mühendisti.Ve gurula baktık dünyaca görülmeye değer yapıya:)Daha sonra yolumuza devam ettik.Genova'ya geldik ve bir mola daha verdik.Genova'da motorsiklet fuarı vardı ve ona katıldık.Şöyle bir gezdik.Yani ağzımız açık kalmıştı.Hani Türkiye'dekiler de motorsiklet miydi?Dünyanın heryerinden gelen olağanüstü şeyler vardı.Fiyatları da bir o kadar olağanüstüydü...Yani ben o parayı hayal bile edemedim ki millet veriyor bu paraları...

Daha sonra Nice ve Cannes...Cannes film festivalinin yapıldığı yere gittik ve yerde aynı Hollywood'da yapılan bir geleneğin bir benzerini gördük.Bruce Willis ve başka aktörlerin de el izleri ile imzaları vardı.Kırmızı halıda yürüdük filan...kendimi bir Kate Winslet,bir Julia Roberts zannederek o edada yürüdüm.Ohh süper oldu valla,bi daha mı gelcem de yürüyeceğim buralarda yani...

Marsilya...Burada da gezdik.Harika bir manzarası var buranın.Bir kaleye çıktık ve tepeden baktık.Burada yemek yedik.gerçi yemek dediğim ya Mc.Donalds ya da Türkiye'de yanımıza aldığımız konserveler...

Ah sormayın ne çektik yiyeceklerden...Artık millet birbiri ile değiş tokuş yapıyordu.Bende fazla barbunya var,mısırı olanla değişelim mi?Ya da ton balığı isteyen var mı? gibi diyaloglar çok olurdu:)Arkadaş bir de otobüste birkaç kişi ingilizce biliyordu ve diğerleri de bize yükleniyordu.Yemek yemek için "Bana şunu söylesene,bana şunu istesene...Ben mayonez istiyorum.Ne kadarmış sorsana?"offf yani...Neyse benim için iyi oldu ama.

Ve daha sonra tabii ki İspanya...En sevdiğim ülke:)))Neler olmadı ki orada?Ama gezdiğim yerlerin en güzeliydi.

RESİM ALINTIDIR.




23 Ağustos 2016 Salı

"Michael Schumaer'in Kardeşinin Adı Ne Zeynep?"


Dil ile ilgili bir yazı yazmıştım zaten ama dil üzerine ne makaleler ne yazılar yazılsa azdır.Dil çok özle bir şey.Dili öğrenebilmek te kabiliyet.Kendimi övmek için demiyorum vallahi.Öllee diyyoollaaa...:)))Ben de sayısal yok mesela.Dört işlemi zor yapıyorum.Ama en son matematiği lise 1 de gördüm yani.O da yarım yamalak.Sonra hiç görmedim,yabancı dil bölümünü seçtiğim için.

Benim bu dil sevdam taaa küçükken başlamış.Küçükken annem kendi işyerinde hep yabancı radyoları dinlerdi,ben de oradan duyduğum şarkıları kendi dilimce söylemeye çalışırdım.Hani şu Brezilya pembe dizileri olurdu ya,Maria Bario'lar Juan Carlos'lar filan...Onların jenerik müziklerini söylemeye bayılırdım.Tabii annemlerde dönmeyen dilimle beni dinleyip millete,
"Bak bak nasıl söyleyecek şimdi,Zeyneep bi söylesene kızım..." diye bayılırlardı gülmekten.Ama annem benim bu merakımı keşfetti.Babam her ne kadar beni halam gibi şarkıcı yapmak istese de annem beni hiçbir şey için zorlamadı,aksine yeteneklerimi ortaya çıkarttı.Zaten dilden başka bir b..k ta yok bende:))

Babam halamla birlikte bana şan ve piyano dersleri aldırıp konservatuar sınavlarıa sokmayı planladılar.Ve ne yazıkki ben 1 sene bu dersleri aldım.Piyanoyu sevdim ama şan dersinden hep nefret ettim.Çok ünlü bir udi geliyordu derslere.Adam sağolsun,çok uğraştı benimle.Adam bana la veriyor benim ses si bemol:))Adam do diyor ben re:9Lan tekrar edicen salak ta diyemiyor.Neyse öyle böyle konservatuar sınavına girdim.11 kişi etrafımda dizilmiş,hepsi siyah giymiş."Hayırdır ya cenaze mi var?Kim öldü?" diyesim vardı.hepsi bana çok ciddi şekilde bakıyorlardı.Ses verdiler onu çaldım,ses verdiler benden aynı sesi çıkartmamı istediler.O da tamam.Adam dedi ki "şimdi bana bakma ben bir parça çalacağım ve sen de aynnısını sonra çalacaksın."Adam baya çaldı ben de bir güzel dinledim.Valla abartısız 2-3 dakika çaldı.Piyanodan kaltı ve beni oturttu.Ben piyanoyu öyle bir çaldım ki,ağızları açık kaldı...Yok be şaka şaka bildiğin 3-5 notaya bastım ve kalktım."Bu kadar "dedim.Sınav kapısında annem,babam ve halam bekliyordu.
"Nasıldı kızım?"
"Kesin beni alacaklar baba!"Valla korkumdan öyle dedim.EN azından sınav sonnucu açıklanana dek bana iyi davranır babam diye.Sınav sonucu açıklandı,benim adım en sonda.Eve geldik babam habire laf sokuyor,
"Sen konuşma zaten.Bu gerizekalı iki sesi bile çıkartamadı.Ben kıçımla çıkartırım be o sesleri."Çıkart ta göreyim lan:)

Ayyy bir üzülmüştüm ki anlatamam.Ağla ağla...Neyse ki annem geldi ve dedi ki 
"Boşver ağlama.Baban halan gibi şarkıcı olup zengin olmanı istedi.O kendi için istedi.Sen onu boşver.Ne yapmak istiyorsan onu yap."
Daha sonra torpil yaptırmak için kaynakları olsa da annem sırf ben istemediğim için torpili de geri çevirmişti.Halbuki ben demiştim onlara,"beni tiyatrodan sokun sınava kesin kazanırım "diye dinlemediler.

Neyse aldığım derslerin ses terbiyeme ve çevre edinmeme katkısı oldu.Hayatım boyunca bir enstrüman çalmanın ne demek olduğunu gördüm.

Daha sonra annem be 4.sınıftayken beni çok ünlü bir üniversitenin ingilizce kursuna yazdırdı.Nasıl severek gidip geliyordum ama oradaki kur sistemine alışkın değildim ve ben kur başladıktan 1 hafta sonra kayıt olabilmiş ve haliyle geç başlamıştım.Gelmediğim hafta sınıf kuralı olarak her türkçe konuşan kelime başına 5kuruş koyacaktı kutuya.ve o paralarla ay sonunda pasta,börek,çörek alacaktık.Sınıfa yeni gelince hoca bana adımı filan sordu.tabii ki ingilizce tanışmayı yapabiliyordum.Ama sıra hayvanları tanımaya gelmişti...Herkes aklından bir hayvan söylüyordu benim de aklıma kaplan geldi.İngilizcesi de tiger'dı.Okunuşu "taygır".Ama o zamanlar bunu okumayı beceremiyordum.Nasıl söylesem ki diye düşünürken sıra bana geldi ve ben "tiçır" dedim.Öğretmen bi afalladı "Nasıl yani ben mi"gibilerinden bir şey söyledi.
"No no you.It's gırrr gırrr..."
"What?"
"Tiçır tiçır..."
"Am I an animal?(Ben hayvan mıyım?)"
"Yok öğretmenim ben kaplan diyorum."
Hoop ver bakalım 25 kuruş.
"NO english!"
"Biliyorum da anlatamaıyorum ki derdimi,siz de yanlış anlıyorsunuz o yüzden yani."
Bi 45 kuruş daha.Ohhh zaten bi pasta benden sınıfa hediye.Millet nasıl gülüyor ama.Çok eğlenmiştik,hiç kırılmamıştım.Çünkü hakikaten komikti.Resmen kadına sen bir hayvansın dedim ya...Şimdi bi öğrencm dese "Alaaaaahhhh,ne dedin sen ne dedin sennn..."çaaatttttt...patlatırım.Yok efendim son kısmını yapmam.Bizde dövme yok.Kolumda Kemal dövmesi var sadece.Çocukları dövmem,elimin acıdığına yanarım sonra:))))

Ve ben ingilizce öğrenirken o saçma sapan söylediğim şarkıları artık tamamen anlamlandırmaya ve haliyle düzgün söylemeye başladım.Annem bir gün çok şaşırmıştı o şarkıları söyleyebliyorum diye.Ama meraklıydım yani.Kulağıma kulaklığımı takar,aynanın karşısına geçer hem şarkıyı söyler hem de dans ederdim.Bunu hala arada sırada yaparım.Çok iyi geliyor ama,gülmeyin valla.

İngilizcemi sınayanlardan biri de küçük teyzmin eşi,canım eniştemdir.Taşınacağımız için annem beni 5.sınıf bitene dek 2-3 ay teyzemlerin yanına bırakmıştı.Şimdi 2-3aylığına yeni okula geçemezdim.En azından bu sınıfı bitirmeliydim.teyzemlerle çok eğleniyorduk.Balkonları vardı genişçe.Orada akşamları oturur sohbet ederdik.gerçi daha çok onlar sohbet eder,ben dinlerdim.Nasıl güzel konuşurlardı.Yabancı isimler de geçerdi ve ben hayran hayran onları dinlerdim.Bir gün eniştem,garibim,bana espri yapıp beni eğlendirmek için bir soru sordu;
"Zeynep,Michael Schumaer'in kardeşinin adı neymiş?"
Normal bir çocuk "Bilem,neymiş?" ya da " Ben bilmiyorum,teyzem biliri ama..." filan gibi cevaplar vermesi gerek.Ben gibi saftrikler soruyu yanlış anlayıp eniştemin amacının benim ingilizcemin seviyesini ölçmek olduğunu düşünerek salak cevaplar verir.Aslı cevap.Schumaer'in kardeşinin adı BUmaher:)Şu ve Bu ilişkisi.KOmik aslında.Adam bana espri yapacak sonunda hepimiz güleceğiz güya.Soruya benim cevabım;
"My name is .....Demir."Kardeşimin adını söyledim ama gururlu ve onurlu bir şekilde.Hani sen beni ölçtün ama bak ben nasıl ingilizce konuşuyorum gör.Amaniinnn normal olarak bir patlama olduki bunlarda.Nasıl gülüyorlar.Ben de bir bozuldum,nasıl gülerler bana diye.O kadar eğitim aldım.Neden gülüyorlar ki?My name is  ....Demir..Evet yanlış değil.Benim-my adım -name ...am-is-are da yerli yerinde sorun ne?Hala anlayamamıştım.Valla gururumdan onlarla 2-3 gün konuşmadım.Yemeklerde habire Şu tuzluğu uzatır mısın?O zaman sen de Bu nu al filan diye dalga geçiyorlar,gülüyorlardı.Valla halim komikti ya.Hala bile lafı geçer bu muhabbetin...Süper ingilizcemle eniştemi şah ve mat edişim:))))

İngilizcemi şarkılara,filmlere ve bilgisayar oyunlarına borçluyum.en azından aksanımı.Tabii ki okuduğum okul ve yurtdışı deneyimim de etkiledi bunu.Okuldaki öğretmenlerimiz bizi hep ingilizce konuşmaya zorladı.Öyle ki tuvalete bile elimizdeki koca Shakespeare sözlükleriyle giderdik.16.yüzyıl ingilizcesinden tutun taaa şimdi ki ingilizceye dek konuşmayı öğrendik.Öyle ki bir ara Türkçe konuşamaz hale geldik.Anlıyorduk ama ingilizce cevap veriyorduk.Biz oda arkadaşımla bile sık sık hep ingilizce konuşmaya alışmıştık.
"Hey have you done Özben Hoca's homework?You know we are supposed to summarize the book tomorrow.He 'll ask us."
"yeahhh I know but ı haven't finished it babe.After a nap I 'll do it.wake me up if you won't sleep..."
"Oh yeah baby..."
"Ok.All right..."
Falanlar filanlar...Tabii sonra
"Kızzz şu tencereyi yıkasaydık valla içinde bir kabile üreyecek ya.Makarna ne hale geldi acaba?"
"Amaann boşver ya yarın dersten gelince yıkarız."
Ama bu ingilizce konuşma konusunda çok ciddiyim.Hatta Türkiye'ye gelince anneme,
"anne ya şeyi şey edince bana şey eder misin?"
"Neyi ney edince sana ne ediyim Zeynep?Bu ne kızım?Sen bir de öğretmen olacaksın.Nasıl öğretmenlik yapacaksın ya?"
"haklısın anne valla.Bir kursa gitsem iyi olur."dedim ve hayatımın en eğlenceli kursuna gittim.Şahane insanlar tanıdım ki birkaçıyla hala görüşürüz.Bu kadar zevkli olacağını ve aynı insanlarla devam edeceğimi bilsem yeniden giderim...Ama bu kadar da zor olacağını beklemiyordum...Tanıdığım o güzel insanlarla birlikte eşofmanları giyip şekilden şekile gireceğimizi hiç mi hiç tahmin edememiştim...

RESİM ALINTIDIR.